Arşiv

Sincap, Sincapgiller yani Sciuirade familyasına dahil olan uzun kuyruklu ve kemirici yapıda bir memelidir. Sincabın yöreden yöreye değişen halk arasında farklı söylemleri bulunmaktadır. Bu söylemlerden en çok bilineni de çekelezdir. Eski Türkçede ise sincaplara, teyin, deyin ve değin dendiği bilinmektedir. Sincap yabani hayvanlar arasında en sevecen türlerden olanlarıdır. Olağan dışı durumlar haricinde sincapların herhangi bir saldırıda bulunduğu veya vahşi tavırlar sergilediği görülmemektedir.

Sincapların oldukça sevimli fiziki görünümleri vardır. Sincaplar üst kısımlarında kalın tüylü ve dayanıklı bir kürk taşımaktadır. Bu kürkün rengi cinslerine ve çevresel etmenlere göre değişiklik gösterse de genellikle sarıdan kızıla uzanan bir renk skalası arasında olduğunu söylemek mümkündür. Bu kısım kuyruklarına kadar uzanmakla beraber, vücutlarının alt kısmı neredeyse pürüzsüz, beyaz tüylerden oluşmaktadır.

Sincaplar özellikle sevimli görüntüleri ile dikkat çeken, kemirgen ailesinin belki de en sempatik üyeleridir. Bu sevimli görüntüye sahip olmalarının en önemli etkeni uzun ve oldukça kabarık görünen kuyruklarıdır. Güzel kuyruklarına ek olarak sincaplar, oldukça iri ve büyük göz yapısına sahip olmaları ile de dikkat çekmektedir. Yetişkin bir sincabın boyu yaklaşık olarak 25-30 cm aralığındayken, kuyruklarının boyu 15-25 cm aralığında değişiklik göstermektedir. Sincaplar her ne kadar tüm görsellerde aklımıza kazınan halleri ile sürekli bir şeyler yiyor görünseler de şaşırtıcı derecede hafif hayvanlardır. Bir sincabın ağırlığı sadece 25-50 gram arasındadır.

Sincap Nedir?

Bilindiği üzere ormanlar alemi, içerisinde sayısız bitki ve hayvan türü barındırmaktadır. Sincaplar ise bu hayvan türlerinden memeli kategorisinde yer alan canlılardır. Bu nedenle iç gebelik geçirmektedirler. Bir sincabın hamilelik süreci 4 ila 6 hafta arasında değişiklik göstermektedir. Normal bir doğum sonucunda bir anne sincap yaklaşık olarak 3-6 arası yavru doğurabilmektedir. Sincaplar ömürleri fazla uzun olmayan hayvanlardır. Bir sincap yaklaşık olarak 7-8 yıl yaşayabilmektedir.

Sincabın Özellikleri Nelerdir?

Sincaplar otobur canlılardır. Doğadaki besinleri yaşadıkları ormanlık yerlerde bulunan ağaçların yaprakları ve meyveleridir. Sincaplar çiftleşme dönemi dışında hayatlarını tek başlarına sürdürmektedirler. Yetişkin bir sincap ortalama 5 yavru doğurduğu hamilelik sürecini hayatı boyunca defalarca tekrarlayabilmektedir. Sincapların bilinen en iyi özellikleri oldukça iyi birer tırmanıcı ve zıplayıcı olduklarıdır. Sincaplar ormanlarda ve ağaçlarda yaşayan kemirici yapıdaki canlılardır. Ömürlerinin neredeyse tamamını ağaç üzerinde geçirmektedirler, çok iyi tırmanma ve zıplama yeteneklerine sahip olmaları ağaçlar üzerinde yeryüzüne temas etmeden ne kadar kolay seyahat edebildiklerini kanıtlar niteliktedir. Sincaplar özellikle gündüz vakitlerinde her zamankinden daha hareketli ve enerjik olabilmektedirler.

Her ne kadar vahşi doğaya ait bir hayvan olsa da, bilinenin aksine sincaplar eğitilebilmektedir. 3 aylıktan küçük alınarak evcilleştirilen sincaplar tıpkı hamsterlar gibi oldukça neşeli ve hareketli bir ev arkadaşı olmaya adaydır. (Hamster Nedir?) Yaşadıkları alanın onlara sunduğu besinleri en iyi şekilde değerlendiren sincapların yemek konusunda seçici olmadıklarını söylemek mümkündür. Her türlü bitki tohumu, mantar, kozalak, ceviz, badem ve iğne yapraklı ağaçların dalları onlar için besin niteliğindedir. Buna ek olarak bazı küçük böcekler, salyangozlar ve kuş yavruları ile beslendikleri nadiren de olsa görülmektedir.

Sincap Türleri Nelerdir?

Sincapgiller familyası oldukça fazla sayıda üyeye sahiptir. Sincap türleri yaşadıkları bölgeye, iklime ve beslenme şekillerine göre zaman içerisinde farklılık göstermiş niteliktedir. Sincapgiller ailesi 5 alt familyaya sonrasında ise, 51 cins ve neredeyse 300’e yakın türe ayrılmaktadır. En çok bilinen sincap türleri, boz sincap, Kuzey Amerika gri sincabı, kızıl sincap, Hint sincabı ve Sibirya çizgili sincabı olarak sayılabilmektedir.

Diğer

Sincaplar, postları için avlanırlar ve (yasak olmasına karşın) avlanma nedeniyle Türkiye’de sayıları hızla azalmaktadır. Kırmızı listede soyları tehlikede olmayan hayvanların yer aldığı nt statüsündedir. Ancak Türkiye’deki durumları daha hassastır. Gündüz yırtıcıları tarafından da avlanmaları sayılarındaki azalmayı desteklemektedir. Kızıl sincaplar, yayılmacı türlerle rekabet edemeyebilir. Örneğin İngiltere’de yerli tür olmasına karşın sonradan Britanya adasına getirilen boz sincap tarafından yaşama alanının işgali nedeniyle rekabet edememiş ve sayıları giderek azalmıştır.

SİNCAP TÜRLERİ VE AÇIKLAMALAR

Sibirya Çizgili Sincabı

Alem: Animalia (Hayvanlar)

Şube: Chordata (Kordalılar)

Sınıf: Mammalia (Memeliler)

Takım: Rodentia (Kemiriciler)

Familya: Sciuridae (Sincapgiller)

Cins: Tamias

Tür: T. sibiricus

Binominal adı: Tamias sibiricus

Sibirya çizgili sincabı (Tamias sibiricus), sincapgiller familyasına ait bir çizgili sincap türü. Ağaçlık alanlarda ve çalıların arasında yaşamını sürdürür.

Üçte birini kuyruğunun oluşturduğu boyu, 18 ila 25 cm arasındadır. Ergin bir Sibirya çizgili sincabı 50-150 gramdır. Ortalama yaşam süreleri 6 ila 10 yıldır.

Kızıl Sincap

Alem: Animalia (Hayvanlar)

Şube: Chordata (Kordalılar)

Sınıf: Mammalia (Memeliler)

Takım: Rodentia (Kemiriciler)

Familya: Sciuridae (Sincapgiller)

Cins: Sciurus

Tür: S.vulgaris

Binominal adı: Sciurus vulgaris

Kızıl sincap (Sciurus vulgaris), sincapgiller (Sciuridae) familyasından Avrasya’ya özgü, ağaçlarda yaşayan bir kemirici türü.

Başının tepesinden kuyruğuna kadar uzunluğu, 34 cm ila 43 cm , ağırlığı 250 ila 340 g olur. Kızıl sincaplar iğne yapraklı ormanlarda yaşarlar, ama geniş yapraklı ormanlarda da yaşayabilirler. Sincaplar genelde ağaçların tohumlarıyla beslenirler. Bunun yanında mantar, yumurta, meyveler ve yavru kuşları da yiyebilirler. Sincaplar eski ağaçkakan yuvalarında yaşarlar, yuvanın içini yosun, ağaç kabuğu, yaprak ve otlarla döşerler.

Baş düşmanları zerdeva, yaban kedisi, atmaca, baykuş,yılan, şahin, tilki gibi hayvanlardır. Sincapların nesli, dünya çapında tehlikede olmasa da Türkiye’de kürkleri için avlanmadan dolayı nesilleri tehlikededir.

Boz Sincap

Alem: Animalia (Hayvanlar)

Şube: Chordata (Kordalılar)

Sınıf: Mammalia (Memeliler)

Takım: Rodentia (Kemiriciler)

Familya: Sciuridae (Sincapgiller)

Cins: Sciurus

Tür: S.carolinensis

Binominal adı: Sciurus carolinensis

Boz sincap (Sciurus carolinensis), sincapgiller (Sciuridae) familyasından Amerika Birleşik Devletleri’nin orta ve doğu kısımlarında yaşayan bir sincap türü. Bununla birlikte İngiltere’ye de götürülmüştür. Hatta İngiltere’ye götürülen boz sincaplar kızıl sincabın neslini tehtit etmektedir.

Boz sincaplar yuvalarını ince dallardan yaparlar. Diğer türlerin aksine Kuzey Amerika’daki boz sincaplar evlere bile girmektedir. Orada kuş yemliklerindeki yemleri çaldıklarından hiç hoş karşılanmazlar. Baş düşmanları şahin, gelincik, kokarca, rakun, kedi, yılan ve baykuşlardır.

Anadolu Sincabı

Alem: Animalia (Hayvanlar)

Şube: Chordata (Kordalılar)

Sınıf: Mammalia (Memeliler)

Takım: Rodentia (Kemiriciler)

Familya: Sciuridae (Sincapgiller)

Cins: Sciurus

Tür: S.anomalus

Binominal adı: Sciurus anomalus

Anadolu sincabı (Sciurus anomalus), sincapgiller (Sciuridae) familyasından ağaçlarda yaşayan bir kemirici türü.

Yakın akrabası kızıl sincaptan biraz daha iridir. Geniş yapraklı ormanlarda yaşar. Çam kozalaklarından çıkardığı tohumlarla birlikte, mantar, meyve, yumurta ve kuş yavrularıyla da beslenir. Eski ağaçkakan yuvalarında yaşarlar. Tilki, kedi, kakım, baykuş ve şahin onun doğal düşmanlarıdır. Dünya çapında tehlikede olmasa da Türkiye’de post için avlandıklarından nesilleri tehlikededir.

Anadolu Gelengisi

Alem: Animalia (Hayvanlar)

Şube: Chordata (Kordalılar)

Sınıf: Mammalia (Memeliler)

Takım: Rodentia (Kemiriciler)

Familya: Sciuridae (Sincapgiller)

Cins: Spermophilus

Tür: S. xanthophrymnus

Binominal adı: Spermophilus xanthophrymnus

Anadolu gelengisi (Spermophilus xanthophrymnus), Anadolu yer sincabı ya da Anadolu tarla sincabı olarak da bilinir, sincapgiller (Sciuridae) familyasından Kafkaslar’dan İsrail’e kadar yayılım gösteren, ismini en çok bulunduğu Anadolu’dan alan bir kemirgen türü.

Özellikler
Boyu 13-30 cm., kuyruğu ise 10 cm. civarındadır. Ağırlığı cinse, yaşa ve yaşadığı ortama göre 85-300 g. arasında değişir. Vücudun üst kısmı kahverengi sarı, altı sarımsı gridir.

Bir zamanlar vebanın yayılmasına neden olarak görülen gelengiler, topluca yok edilmeye çalışılmıştır. Ancak bu kampanyalar, onların daha da çoğalmasından başka bir işe yaramamıştır.

Yaşam Alanı
Bozulmamış, az eğimli düzlükler, step ve çayırlarda yaşarlar.

Xerus Inauris

Alem: Animalia (Hayvanlar)
Şube: Chordata (Kordalılar)
Sınıf: Mammalia (Memeliler)
Takım: Rodentia (Kemiriciler)
Familya: Sciuridae (Sincapgiller)
Cins: Xerus
Tür: X. inauris
Binominal adı: Xerus inauris
Xerus inauris, kemiriciler takımından sincapgiller familyasına ait bir türdür.
Botsvana, Lesoto, Namibya, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Zimbabve görülürler. Doğal habitatları kuru savana ve astropikal veya tropikal kuru fundalıklardır.

Çayır Köpeği (Cynomys)

Alem: Animalia (Hayvanlar)
Şube: Chordata (Kordalılar)

Sınıf: Mammalia (Memeliler)

Takım: Rodentia (Kemiriciler)

Familya: Sciuridae (Sincapgiller)

Cins: Cynomys

Türler:
Cynomys gunnisoni
Cynomys leucurus
Cynomys ludovicianus
Cynomys mexicanus
Cynomys parvidens

Pomeranya Köpekleri tatlı ve naziklerdir, ancak gürültülü olabilirler; özellikle çocuklarla etkileşimlerinde. Yinede, yavru aldığınız sürece çocuklu evlere muhteşem bir katkı sağlarlar.

Benim size tavsiyem ise Boo ırkı köpeklerdir. Çok tatlı ve sevecen olmalarından ziyade mutlu oldukların insanlar gibi gülerler. Bir küçük çocuk gibi onunla oynayarak onu güldürebilirsiniz. Pomeranian Boo Özellikleri bakımı neler?


Pomeranian Boo özellikleri açısından oldukça küçük ve tüy açısından fazla bir ırktır.Yüzleri çok değişkenlik göstermektedir bir kısmı tilkiye benzeyen yüz ifadesine sahipken bir kısmının aynı oyuncak bebek gibi yüz ifadeleri vardır.Koyu renkli hepsinde gözler standarttır.Burun rengi ise tüylerinin renginde yada siyah renktedir.Sırtında öne doğru kıvrılan kuyruk vardır.Kürkleri tek renkte olabilmektedir.En fazla bulunduğu renkler kahverengi, turuncu, siyah ve beyaz rengidir.Çok nadir olmakla beraber iki renkli olanlarıda bulunmaktadır.


Pomeranian Boo özellikleri şu şekilde verilebilmektedir.

Şirinliğinle beraber çok insan tarafından sevilen bir köpektir.Türkiye’de şuanda çok yaygın olmasada yaygınlaşma eğilimdendir diyebiliriz.Pomeranian Boo çok fazla hayat dolu bir cinstir.Öğrenmek onun için bir hobi gibidir.Sahibine karşı cok bağlı ve sadıktırlar.İnatcılıklarıda vardır.Yavruyken diğer köpeklerle ve diğer canlılarla beraber büyürse ilerde sıkıntı olmaz.Bu köpekler çok küçük olmasına rağmen diğer birçok küçük köpekte olduğu gibi kendini büyükmüş gibi görüp diğer büyük köpeklere saldırma eğilimi olabilmektedir.Bekçi köpeği olarakta son derece uygun bir köpektir.Yalnız yabancılara karşı sürekli havlama durumundadır.Boo Çok Havlar mı?Evde beslerken bu köpeği havlama konusunda yeteri derecede eğitim vermelisiniz.Aksi halde komşularınızdan şikayet almanıza neden olabilir.Çünkü bu köpek kapı çalınsa bile havlayabilir eğitimini vermeniz gerek.Sahibinin kim olduğu iyice anlatılması eğitilmesi gerekir yoksa söz dinlememe huyları vardır.Çok küçük çocuklarla arası iyi değildir.Bu köpek ısırma eğiliminde olacağı için küçük çocuklarla bırakılmamalıdır.Yemekler konusunda çok seçici davranabilmektedir.

Boo Apartmanda beslenir mi? evet oldukça uygun bir ırktır.Ev içersindede sürekli hareket etmek ister ama sıcak havaları cok sevmez o nedenle cok sıcak iklimlerde yaşayanlar için yazın problem yaşanabilir.Ilıman iklimler bu köpek için uygundur.

Geniş bir oda veya ev içersinde egzersiz yapılması onun egzersiz ihtiyacını karşılayabileceklerdir.

Boo Bakımı açısından sık sık fırçalanmaya ihtiyacı vardır.Alt kürkleri yıldız 1-2 defa yoğun şekilde olmak üzere yıl boyu dökülmektedir.Ancak sadece gerektiği zaman özel köpek şampuanı ile yıkanmalıdır.Gözlerinin kenaları ve kulakları düzenli olarak temizlenmesi gerekmektedir.Ayrıca diş bakımınada ihtiyaçları vardır.Boo Çok Tüy döker mi? evet oldukça fazla tüy dökmektedir.

Kilo ve yüksekliği şöyledir:
Yükseklik Erkekde 18 – 30 cm
Yükseklik Dişide 18 – 30 cm
Kilo Erkekde 1 – 3 Kg
Kilo Dişide 1 – 3 Kg

Ortalama ömürleri bu köpeğin uzundur ve 15 yıl kadar iyi bakılırsa yaşayabilmektedirler.

Bu köpeğin kökeni eskiden Avrupa’ya getirilmiş olan Spitz ırkından geldiği öne sürülmektedir.Bu köpeğin ataları daha önceden cok daha fazla kilolu üretimler halindediler daha sonra Kraliçe Victoria bu köpeğin meraklısı olduğunu gösterdi ve bu köpek için özel programlar kurmuştur.Bu sayede daha küçük ırklar meydana gelmiştir.Önceden 15 kilo civarı olabilen bu köpekler şimdi 3 kg kadar olabilmektedir.Şuanda aile ve yarışma köpeği olarak cok fazla kullanılan bir köpektir.

Vulpes zerda olarak da bilinen çöl tilkisi, ufak bir gececi tilkidir ve Kuzey Afrika'nın Sahra Çölü'nde bulunur. Elbette, bariz bir şekilde görüldüğü gibi, onu ilginç kılan özelliği, çöllerde diğer türlerde de sıklıkla bulunan, 10-15 santimetreye ulaşabilecek kadar büyük ve sivri kulaklardır. Bu kulakların temel işlevi vücut sıcaklığını sabit tutmaktır. Türün bireyleri genellikle 1 kilogram civarında ağırlığa ve 24-41 santimetre uzunluğa, 20 santimetre kadar yüksekliğe sahiptir. Kuyruklarının ucu siyahtır ve toplamda 18-31 santimetre uzunluğundadır. 

Tür, koruma altında 14 yıl kadar yaşayabilir ve en başta gelen avcısı şahin baykuşudur. Tür, avcılarından ve sıcaktan korunmak için çöl içerisinde inler kazarlar ve bazı bireylerin inleri 120 metrekare alana yayılabilir. Neyse ki tür şu anda tehdit altında değildir ve yaşamını insanlardan uzak bir şekilde sürdürmektedir. 

Türün bir diğer ilginç özelliği ise birçok diğer tilki türünden fiziksel ve sosyal özellikleri bakımından ayrılıyor olmasıdır. Bu da, evrimsel açıdan analizi zorlaştırmaktadır. Uzmanlar halen bu tilkinin gerçek bir tilki (Vulpes) türü mü, yoksa kendisine has ayrı bir cinse mi ait olduğuna karar verememiştir. Örneğin çöl tilkisinde diğer tilkilerin aksine misk bezleri bulunmaz ve diğer tüm tilkiler 35-39 arası kromozoma sahipken çöl tilkilerinde sadece 32 kromozom bulunur. Ayrıca çöl tilkileri gruplar halinde yaşar; buna karşılık diğer tilkilerin çoğu tekil yaşama adapte olmuştur.

Kaynak: Fennec Fox

KELEBEK

Dört kanadlı, kanad ve vücutları çok ince pullarla süslü böceklerdir. Kelebek pulları çok defa parlak renklerle bezenmiştir. Kelebekler, eklembacaklıların pulkanadlılar sınıfındandır.

Kelebeğin vücut yapısı ve başlıca özellikleri başka böceklere benzer. Gözleri başının iki yanındadır ve petek gözdür. Bazı kelebeklerin gözlerinin her biri 20.000 küçük gözden meydana gelmiştir. Kelebekler kanadlanıp ergin hale gelinceye kadar petek gözler teşekkül etmez. Tırtıl halindeyken çok defa altı tane basit gözleri vardır. Ağızları emicidir. Ancak sıvıları emecek şekilde yapılmıştır. Isırma ve çiğneme imkânları yoktur.

Kelebeğin bacakları çok zayıftır. Asıl hareket vasıtası kanatlarıdır. Kelebek kanatlarının çatısını incecik borucuklar teşkil eder. Borucuklar iç içe iki borudan meydana gelir. İçtekiler hava doludur. Dıştakiler de kanad damarlarıdır. Eğer pulları silinecek olursa kanadın donuk renkte ve saydam olduğu görülür.

Erkek kelebeklerin güzel kokuları vardır Pahalı esanslar gibi kokaklardan, menekşe, misk, vanilya vs. kokanlara kadar çeşitli cinslerine rastlanır. Bu kokuyu kanattaki pulların bazıları verir. Dişi kelebekler ya kokusuzdur, ya da fena kokuları vardır. Fena kokulu olmaları kuşların dişi kelebekleri yemesini önler.

kelebek-baskalasimKelebeklerin Hayat Hikâyesi

Kelebekler ergin hale gelinceye kadar yumurta, larva yahut tırtıl, krizalit safhalarından geçer. Kelebek yumurtalarının rengi, biçimi ve büyüklüğü değişiktir. Tırtılların yumurtadan çıkma süresi de değişir. Bazılarının tırtılı birkaç günde çıkar, buna karşılık bazı cinslerin yumurtadan çıkması aylar sürer. Tırtıllardan bazısı çıplak, bazısı kıllarla kaplıdır.

Tırtılların birçok düşmanları vardır. Bazı çeşit tırtılların kılları fena lezzetli olduğu için kuşlar onları yemez. Bazı çeşitlerininki ise zehirlidir. Afrika yerlileri bunların zehrini, zehirli ok yapmakta kullanırlar. Öte yandan bazı tırtıllar da renklerinin yaşadıkları çevreye benzemesi sayesinde düşmanlarından korunur.

Tırtıllar yumurtadan çıktıktan sonra hızla büyür. Büyüme sırasında dört, beş defa deri değiştirirler. Son deri değiştirmeden sonra tırtılda ağız, göz duyarga, bacak diyebîrşey kalmaz. Hayvan artık pupa devresine hazırdır. Kelebeklerin bir kısmı kendine koza yaparsa da çoğu sadece kendilerini bir dal parçasına tutturmakla yetinir.

Pupa devresine geçecek tırtılın içinde ve dışında büyük değişiklikler olur. Kabuk sertleşir, tırtıl görünüşünü kaybeder. Pupa devri birkaç haftada tamamlandığı gibi aylarca da sürebilir. Bu, hayvanın cinsine göre değişir. Zamanı gelince içinden ergin kelebek çıkar.

Kozadan çıkan kelebeğin vücudu rutubetli, kanadları zayıftır. Hayvan dünyaya gelişinin ilk anında en yakın bir dala konar. Kanatlarını çırpar. Henüz rutubetli ve kıvrık olan kanadları havayla temas edince kurur ve düzelir.

Kelebeklerin ne kadar yaşadığını kesin olarak söylemek güçtür. Bazı çeşitlerinin birkaç gün, bazılarının birkaç hafta yaşadığı bilinen bir gerçektir. Bir yıla yakın yaşayanlar da vardır. Kelebeklerin en büyük düşmanı kuşlardır. Bazıları renkleri, bazıları da fena lezzetleri sayesinde kuşlardan korunur.

Kelebeklerden çoğunun rengi yaşadıkları ortama uygun olduğundan, kuşların gözünden sakınırlar. Bazı kelebeklerin tadı fena olduğu için kuşlar yemez, bazıları da tadı fena olan kelebeklere benzedikleri için kuşları aldatır.

Göçmen Kelebekler

Kelebeklerin bir kısmı uzaklara gitmez, bazıları da uzun seyahatler yapar. Kuzey Amerika’da yaşıyan bir çeşit kelebekler her sonbaharda büyük topluluklar halinde yüzlerce kilometrelik bir yel boyunca göçerler. Bu kelebeklerden bazısının Atlas Okyanusu’nu bile geçtiği tesbit edilmiştir. Ancak bu geçiş sırasında rüzgârlardan mı faydalandıkları, yoksa yolda gemilere mi kondukları bilinmemektedir. Kelebekler göçerken, binlercesi, milyonlarcası bir araya toplanır. Bir tarihte Arjantin’den göçen bir sarı kelebek sürüsünün kalınlığı 180 m., eni de 1,5 km. idi. Bu muazzam kelebek topluluğunun uzunluğu kilometreleri buluyordu.

Kelebek Faydalı ve Zararlı Kelebekler

Kelebeklerin, kelebek halindeyken hiçbir zararı yoktur. Ancak bazı çeşitlerinin tırtılı sebze bahçelerine büyük zarar verir. Bunların en zararlısı kırlangıç kuyruklu kelebeğin tırtılıdır. En iri kelebekler arasında olan kırlangıç kuyruklu kelebekler tırtıl halindeyken portakal ve başka turunçgiller ağaçlarına büyük zarar verir, ağaçları büsbütün yapraksız bile bıraktıkları olur. Başka yaygın bir zararlı tırtıl da lâhana kelebeğinin tırtılıdır.

Öte yandan bazı çeşit tırtıllar gül biti gibi zararlı küçük böcekleri yediği için faydalıdır. Kelebeklerin bir kısmı çiçekten çiçeğe konarak onların polenleşmesine yardım eder. Bazı kelebekler de yemeye yarar. Afrika’da yaşıyan Buşmanlar bir çeşit kelebeği çokça toplayıp kızarttıktan sonra yoğurur, yağlı çörekler yaparlar. Kuzey ve Güney Amerika Kızılderililerin bazıları da tırtılları yerler.

Genel olarak kelebeklerin büyük bir çoğunluğunun insana faydası da, zararı da yoktur. Birçok kelebekler ve tırtılları insanlara yaramayan bitkilerle beslenir. Birçok çiçek ve kuşlar gibi kelebeği de tabiatın güzel süsleri arasında saymak gerekir.

Kelebek ve Pervane

Kelebek ve pervaneler birçok bakımlardan birbirine benzerlerse de birbirlerinden ayrıldıkları noktalar da vardır. Bir defa, kelebekler gündüzün ve bilhassa güneşli havalarda faaliyet gösterirler. Pervaneler ise karanlığı sever, güneş batıncaya kadar saklanırlar. Pervanelerin çoğu güzel görünüşlü olmakla beraber renkleri kelebeklerinki gibi parlak ve canlı değildir. Kelebeklerin vücudu narindir, pervaneler daha kaba yapılıdır. Pervaneler dinlenme halindeyken kanatları iki yana açık durur. Kelebekler ise, birkaç çeşidi hariç, durdukları zaman kanadları dik ve birbirine bitişik gibi durur. Pervane tırtıllarının çoğu krizalit haline geçerken kendilerine koza yapar, diğerleri sertleşen derileri sayesinde pupa haline geçerler.

Kelebekler dünyanın her yerinde yaşar. Kuzeyin soğuk bölgelerinden Ekvator ormanlarına kadar her yerde kelebeğe rastlamak mümkündür. Bilginler 20.000 çeşit kelebek olduğunu sanmaktadır. Kelebeklerin en irileri ve parlak renklileri tropik bölgelerde yaşıyanlardır. Kelebeklerin en tanınan cinsi kırlangıç kuyruklu kelebektir. Dünyanın birçok yerlerinde yaşıyan bu kelebeğin birçok çeşidi vardır. Başka kelebek çeşitleri beyaz lâhana kelebeği, akçıl kelebek, mavi kelebek, virgüllü kelebek, tavus kelebeği v. s. dir. Başlıca pervane çeşitleri güveden başka tütün kurdu, pamuk kurdu, üzüm güvesidir. Bunlar tırtıl halindeyken bu bitkilere büyük zarar verir.

Kaynak: nkfu.com

Katil balina (Orcinus orca), Orka olarak da bilinir, okyanus yunusları ailesinin en iri üyesidir. Yayılım genişliği olarak dünyada en yaygın ikinci memelidir (insanlardan sonra) ve tüm okyanuslarda bulunur. Çok yönlü bir yırtıcıdır ve balık, deniz kaplumbağası, kuş, fok, köpek balıkları ve hatta diğer genç ve küçük cetaceaları yer. Bu şekilde deniz besin zincirinin en üst noktasındadır. Katil balina ayrıca diğer balinalara özellikle gri balinalara da saldırır.

"Katil balina" adı hayvanın muhteşem ve korkusuz bir deniz memelisi olarak ününü yansıtır. Günümüzde Orka balina olarak görülmez (daha geniş anlamda tüm cetacean'ların balina olduğu geçeği dışında) ve insanlar için tehlikeli değildir. Doğada Orka'nın bir insana saldırısı kaydedilmemiştir. Bununla birlikte deniz parklarında tutsak olarak tutulan Orkaların 

Hayvanların ayırdedici özellikleri olarak sırtı siyah, göğüs ve yanları beyazdır ve göz üstünde ve arkasında beyaz lekeler vardır. Gövdeleri ağır ve tıknazdır ve büyük bir sırt yüzgeçlerine sahiplerdir. Sırt yüzgeçlerinin arkasında koyu gri bir leke bulunur. Erkeklerin uzunlukları 9.5 m’ye kadar olabilir ve ağırlıkları 6 tondan fazladır. Dişileri daha küçüktür; en fazla 8.5 m uzunluğunda olurlar ve ağırlıkları yaklaşık 5 tondur. Yavru katil balinalar doğduklarında 180 kg.’dır ve uzunlukları yaklaşık 2.4 m’dir. Çoğu yunustan farklı olarak Orka’nın kuyruk yüzgeci büyük ve yuvarlaktır; diğer yunus türlerinden farklı olarak kısa bir küreğe benzer. Yaklaşık 1.8 m’lik sırt yüzgeci dişilerinkinden daha uzundur ve uzatılmış ikizkenar bir üçgene benzer. Dişilerin sırt yüzgeci ise daha kısadır ve tırpan şeklindedir. Bu yüzgeçlerdeki çentik, kesik ve sıyrıklar her bir yüzgeçin ayırdedici özelliklerine ek olarak bilim insanlarına katil balinaları birey olarak tanımalarına yardımcı olur.

Büyük erkek Orkaların özellikleri çok ayırdedicidir ve diğer deniz yaratıklarıyla karıştırılmaları gibi bir olasılık yoktur. Ilıman sularda uzaktan görüldüklerinde dişiler ve gençler Yalancı Katil Balina ya da Risso Yunusu gibi diğer türlerle karıştırılabilirler.

Orka insandan sonra dünyada ikinci en yaygın memelidir. Tüm okyanuslarda ve Akdeniz ve Umman Denizi dahil çoğu denizlerde (cetacean'lar için olağan dışı olarak) bulunurlar. Bununla birlikte daha düşük ısı ve kutup bölgelerini tercih ederler. Bazen derin sularda görülmekle birlikte, genellikle kıyısal alanları açık okyanuslara tercih ederler.

Orka özellikle Kanada’nın Alaska’ya doğru kıvrıldığı güneydoğu Büyük OkyanusHavzasında, İzlanda kıyılarında ve kuzey Norveç kıyılarında yoğun olarak bulunur. Düzenli olarak Antartika sularında buz kütlesinin yakınlarında görülürler ve buz kütlesinin altında belugalar gibi hava ceplerinde nefes alarak yaşama tehlikesini göze aldıklarına inanılır. Kuzey Kutbu’nda, bununla birlikte, kışın nadiren görülürler ve buz kütlesine yaklaşmazlar. Yazın bu suları ziyaret etmezler.

Bu sürü, avlanma tekniklerini bir adım daha ileri götürecek gibi gözüküyor. Valdez Körfezi'ndeki katil balinalar yıllardır genç deniz aslanlarını avlıyor; ancak sürüde yer alan dişilerin yeni hedefi, bugüne kadar avladıklarının üç katı büyüklüğündeki fok balıkları...

1. Katil Balina: Orka (Orcinus orca) olarak bilinir.

“Orka” adı bu hayvanlara ilk olarak antik Romalılar tarafından verilmiştir. Büyük olasılıkla Yunanca ὄρυξ sözcüğünden ödünç alınmıştır. Bu sözcük (diğer şeylerin yanında) bir tür balina için kullanılmaktaydı.

2. Katil Balina: Orka yunus türüne dahildir

Okyanus yunusları ailesinin en irisi ve piramitinin en tepesinde bulunurlar.

Orka insandan sonra dünyada ikinci en yaygın memelidir. Tüm okyanuslarda veAkdeniz ve Umman Denizi dahil çoğu denizlerde (cetacean'lar için olağan dışı olarak) bulunurlar. Bununla birlikte daha düşük ısı ve kutup bölgelerini tercih ederler. Bazen derin sularda görülmekle birlikte, genellikle kıyısal alanları açık okyanuslara tercih ederler.

3. Katil Balina: Orka insanlara saldırmaz.

Günümüzde Orka balina olarak görülmez (daha geniş anlamda tüm cetacean'ların balina olduğu gerçeği dışında) ve insanlar için tehlikeli değildir. Doğada Orka'nın bir insana saldırısı kaydedilmemiştir. Bununla birlikte deniz parklarında tutsak olarak tutulan Orkaların terbiyecilerine saldırdıklarına dair raporlar vardır.

(En altta vereceğim videoda bir Orka'nın terbiyecisine saldırdığı görülmekte)

4. Katil Balina: Orka anaerkil bir topluma sahiptir

Katil balinaların karmaşık bir toplumsal gruplaşma yapısı vardır. Temel birim anaerkil ailedir ve aile reisi olarak tek bir dişi (reis anne) ile onun soyunu içerir: reis annenin oğul ve kızları ile o kızların oğul ve kızları da soyun üyeleri olurken, oğulların kız ve oğlan yavruları ise kendi annelerinin üyesi olduğu anaerkil aileye dahil olur.

5. Katil Balina: Orka bulduğunu mideye indiren bir türdür

Kuzey Amerika kıyılarında incelenen 3 "çeşit" orka vardır: yerleşikler, geçici süreliler ve kıyıdan açıkta yüzenler. Yerleşik orkalar sadece balık yer, geçici süreliler fokları ve diğer balinaları (orkaların dışında) yerler. Kıyıdan uzakta yüzenlerin beslenmeleri konusunda fazla bilinen bir şey yoktur.

Orkaların avladıları türler oldukça farklılık gösterir. Özel topluluklar potansiyel bir avı görmezden gelme pahasına tek bir türe odaklanma eğilimi gösterirler. Örneğin Norveç ve Grönland'daki bazı topluluklar özel olarak ringa balığı avlarlar ve hersonbaharda Norveç kıyılarında balığın göç yolunu izlerler. Bölgedeki diğer topluluklar fokları avlarlar. Orkalar, yedikleri besinler bu kadar farklılık gösteren tek memelidir.

6. Katil Balina: Orka erişkin döneminde ortalama 6 tondur

Hayvanların ayırdedici özellikleri olarak sırtı siyah, göğüs ve yanları beyazdır. Göz üstlerinde ve arkasında da beyaz lekeler bulunmaktadır. Gövdeleri ağır ve tıknazdır ve büyük bir sırt yüzgeçlerine sahiplerdir. Sırt yüzgeçlerinin arkasında koyu gri bir leke bulunur. Erkeklerin uzunlukları 9,5 m'ye kadar olabilir ve ağırlıkları 6 tondan fazladır. Dişileri daha 1000 kg küçüktür; en fazla 8.5 m uzunluğunda olurlar ve ağırlıkları yaklaşık 5 tondur. Yavru katil balinalar doğduklarında 180 kg'dır ve uzunlukları yaklaşık 2,4 m'dir. Çoğu yunustan farklı olarak katil balina'nın kuyruk yüzgeci büyük ve yuvarlaktır; diğer yunus türlerinden farklı olarak kısa bir küreğe benzer. Yaklaşık 1,8 m'lik sırt yüzgeci dişilerinkinden daha uzundur ve uzatılmış ikizkenar bir üçgene benzer. Dişilerin sırt yüzgeci ise daha kısadır ve tırpan şeklindedir.

KOALA HAYVANI ÖZELLİKLERİ

Koala Avustralya'da yaşayan keseli hayvanların en bilinenlerinden biridir. Bu canlılar yaşamlarının büyük bir bölümünü okaliptüs ağaçlarının üzerinde geçirirler. 

Koalaların vücut tasarımları bu ağaçların üzerinde rahat bir yaşam sürmelerini sağlayacak özelliklere sahiptir. Örneğin kol ve pençeleri geniş gövdeli okaliptüslere kolaylıkla tırmanmalarını sağlar, ön ayaklarındaki ilk iki parmakları ise diğer üç taneden ayrıktır. Kendi elimizi düşünürsek, iki tane baş parmaklarının olduğu söylenebilir. Arka ayaklardaki baş parmaklar da diğerlerinden ayrıktır ve diğer dört parmak gibi keskin pençelere sahip değildir. Diğer parmaklardan farklı olan bu baş parmaklar daha küçük dallara tutunmayı sağlar.

Koalanın pençeleri ağaçların yumuşak ve düzgün gövdelerine çengel gibi saplanır. Hayvan bu sayede dallara tutunur. Dört ayağı da, tıpkı bizim bir sopayı kavramamız gibi ağaç dallarını rahatlıkla kavrayabilir ve dallara sarılarak koalanın tırmanmasını sağlar.

Koalanın okaliptüslerde yaşamasını sağlayan başka bir özelliği de özel bir mide yapısına sahip olmasıdır. Okaliptüs yaprakları zehirlidir ve koala özel mide yapısı sayesinde bu yapraklar ile beslenebilir. Su ihtiyacını da yine bu ağaçlardan karşılar. Koala bütün bunları yaparken bir yandan tıptan faydalanırken, diğer yandan vücudundaki biyokimyasal fabrikayı kullanmaktadır.


KOALA TİP BİLGİSİ

Avustralya'da okaliptüs ağacının 600'den fazla türü yetişir. Ancak koalalar bunların sadece 35 kadarını kullanırlar. Okaliptüs ağacı bir koala için yalnız barınak değil, aynı zamanda önemli bir besin kaynağıdır. Hatta okaliptüs yapraklarının koalanın yegane gıdası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bütün bunların yanı sıra okaliptüs yaprakları koalalar için ilaç görevi de görmektedir.

Okaliptüs yaprakları bir dizi tıbbi etkiye sahiptir. Yaprakları eterik yağ içerir. Bu yağ birçok hayvan için öldürücü nitelik taşıyan kimyasallardan oluşur. Buna karşın koalanın karaciğeri bu maddenin zehirini etkisiz hale getirecek bir sisteme sahiptir. Koalaların karakteristik kokusunun da kaynağı bu yağdır. 

Tüm vücuda sürülen yağın bir kısmı havaya karışmakta bir kısmı ise vücut içine girmektedir. Yağ, hayvanın vücuduna yerleşen parazit haşerelerin kürk içerisinden yere dökülmelerini sağlar.

Koala ve okaliptüs ağaçları arasındaki birliktelik bu kadarla kalmaz. Koala vücut sıcaklığının düzenlenmesini de okaliptüs yaprakları sayesinde yapar. 

Okaliptüs yapraklarının barındırdığı kimyasal maddeler ağaçtan ağaca değişmektedir. Hatta bir okaliptüs ağacında, iki farklı tipte yaprak bulunabilir. Koala tıbbi eğitim almışçasına ağaçtaki yüzlerce yaprağın içinden kendisi için tam gerekli olanları seçer. Örneğin vücut sıcaklığı düşükse, yani üşüyorsa o zaman "phellandren" yağı içeren yaprakları, bunun tersi bir durumda ise yani ateşi varsa "cineol" içeriği yüksek yaprakları çiğneyerek vücudunun serinlemesini sağlar. Bunların yanısıra okaliptüs yapraklarında bulunan diğer yağlar da kan basıncını düşürür ve koalanın kaslarının dinlenmesini sağlar.

Bir yaprağın içinde ne gibi maddeler olduğunu sadece dıştan bakarak bir insanın anlaması kesinlikle mümkün değildir. Üstelik koala sadece yaprakları tanımakla kalmayıp neyi, nerede kullanacağını da çok iyi bilmektedir.

Nitekim okaliptüs yaprakları zehirlidir. Bu durumda koala sadece okaliptüs yapraklarının içeriğini keşfetmekle kalmayıp, bir de vücudu için yaprakların zehirini etkisiz hale getirecek mekanizmayı tasarlamak zorundadır. Sonra da bu mekanizmanın vücudunda bir şekilde oluşmasını sağlaması gerekir. Aksi takdirde ölecektir. Bu durum koalanın deneme-yanılma yöntemi ile bunu başardığı gibi akılla bağdaşmayan bir düşünceyi tamamen ortadan kaldırmaktadır. 

Kanguru Familyası: Kangurugiller (Macropodidae). Yaşadığı yerler: Büyük kangurular Avustralya, ağaç kangurusu Yeni Gine’de. Özellikleri: Arka ayakları üzerine sıçrayarak yol alabilen otçul, keseli bir memeli. Arka ayakları ve kuyruğu üzerine oturur. Dişi, yavrusunu karnındaki kesesinde taşır. Evcilleştirilebilirler. Ömrü: 15 yıl. Çeşitleri: Kaya kangurusu, dev kanguru, gri kanguru, kızıl kanguru, ağaç kangurusu en Ünlü türleridir.

Avustralya ve Yeni Gine’ye mahsus, sıçrayıcı, keseli memelilere verilen genel ad. Adını Avustralya yerlilerinin dilinden almıştır. Hepsi ot ve diğer bitkilerle beslenirler. Dişilerin karınlarının altında torba şeklinde kesesi vardır. Doğan yavrularına burada ihtimam ve şefkatle bakarlar. Başları küçük, kulakları büyüktür.

Arka ayakları ön ayaklarından büyük ve güçlüdür. Ön ayaklarını yukarı kaldırıp, arka ayakları ve güçlü, uzun kuyrukları üzerinde oturur ve sıçrayarak yol alırlar. Arka ayakları üzerinde hızla koşarken, kuyruk pek yere dokunmaz, denge organı (balans) olarak kullanılır. Dört ayağı üzerinde yürürken, kuyruk yerde sürüklenerek kendine has bir iz bırakır. Beş parmaklı ve pençeli olan zayıf ön ayaklarını yiyeceklerini ağızlarına götürmek için kullanırlar. Arka ayakları dört parmaklı olup, ikinci ve üçüncü parmaklar bir deri ile birbirine yapışık gibidir.

Çeşitli boyda birçok türü vardır. Bazıları tavşandan büyük değildir ve ağaçlara tırmanırlar. Herkes tarafından bilinip sevilen kanguru, Avustralya’nın milli sembolüdür. Büyük kangurular Avustralya’da, tırmanıcı olan ağaç kanguruları ise Yeni Gine’de yaşarlar. Kangurular keseli memeli hayvanların en büyüğüdür. Boyu 210 cm ve ağırlığı 90-100 kg gelenleri vardır. Ağaçlarda yaşayan ağaç kanguruları, 140 cm boyunda ve 11 kg kadardır. Erkekler dişilerden daha iri olurlar.

Araştırmacı kaptan James Cook, 1770 yılında gemideki tayfalarını yiyecek bulmak için Avustralya kıyılarına gönderdi. Bir müddet sonra gemiye dönen adamlar yanlarında ilginç bir hayvan getirdiler. 1, 5 metreden büyük olan bu hayvanın 120 cm kadar uzunlukta güçlü bir kuyruğu vardı. Ayrıca karnının üstünde yavrularını korumaya yarayan kıllarla örtülü bir keseye sahipti. Masum görünüşlü, parlak gözlü, tavşana benzer başlı, insana benzer elli, geyik boyunlu bu ilginç hayvancığı şaşkınlıkla seyrettiler; sevdiler, okşadılar. Avustralya yerlilerinden “anlatması çok zor” anlamına gelen “kanguru” ismini taşıdığını öğrendiler.

Kangurular, sürüler halinde dolaşarak otlarlar. Başlarında tecrübeli bir erkek lider bulunur. Zeka seviyeleri koyundan aşağıdır. Sesleri yoktur. Tehlike anında güçlü arka ayaklarını hızla yere vurarak arkadaşlarını uyarırlar. Çoğunun postu toprak rengindedir.

Avustralya ovalarının hakimi olan bu hayvanlar, hayata çok cılız olarak başlarlar. Yeni doğmuş iki kanguru yavrusu bir çay kaşığına sığabilir. Dişilerin hamilelik dönemleri türlere göre 29 ile 38 gün arasında değişir. Genelde tek yavru doğururlar. Dişi kanguru doğumunun yaklaştığını hissedince torbasının iç kısmını güzelce yalayarak temizler. Yeni doğan kanguru yavrusu (joey), insan yarım parmağı veya bir bal arısı büyüklüğündedir. Boyu 2, 5 santimetreden küçük ve bir gramdan hafiftir. Minik kanguru yavrusu sıvı bir kese içinde dünyaya gelir. Doğumdan sonra bu keseyi yırtar ve bir ile beş dakika arasında annesinin kesesinin içine tırmanarak girer ve dört meme ucundan birine yapışır. Yeni doğmuş yavru kanguru kör, sağır ve tüysüzdür; içgüdü ve koku alma hissi ile annenin tüylerinden tırmanarak keseye ulaşır. Bu sırada anne kendi kanlı postunu yalamakla meşgul olduğundan yavrusuna yardım etmez. Yavru bu kesede kendini iyice emniyette hissedinceye kadar ana kanguru sükunetini muhafaza eder.

Memeye yapışan yavru, süt emecek güçte değildir. Anne, güçlü kaslarıyla ağzına süt pompalar. Yavru, süt emerken de nefes alabilir. Gırtlağının bir uzantısı buruna ait bir geçitle birleşmiştir. Bu geçitten hava direk olarak akciğerlere gittiğinden, yavru boğulmadan hem sütünü içer, hem de hava teneffüs eder. Dokuz ay içinde, yavru kese içindeki gelişimini tamamlar. Zamanın çoğunu kesenin içinde süt emerek ve bol bol uyuyarak geçirir.

Gelişimi gayet yavaş olur. Üç aylıkken vücudu kıllanmaya, dört aylıkken gözleri açılmaya başlar. Beş aylık olunca başını keseden çıkarıp rastladığı otları yemeye başlar. Bu gelişim dönemi içinde zaman zaman keseden çıkarak annesi ile otlar. Keseye başı önde girer ve içerde dönerek normal duruma gelir.

Kanguru sütünün bileşimi, yavrunun gelişme süresine göre değişir. İlk dönemlerde berrak bir sıvıyken, sonraları koyulaşmaya başlar. Dişi kangurular bazan yavrularını emzirirken, ikinci bir yavru daha doğururlar. İki yavru da aynı kesede barınmaya başlar ve süt salgısında enteresan bir olay ortaya çıkar. Bir memeden yeni yavru için renksiz, berrak süt salgılanırken, diğer memelerden ise yaşlı yavru için koyu ve yağlı süt salgılanmaya devam eder. Kengurunun süt salgı bezlerinde aynı anda birbirinden tamamen farklı iki bileşikte süt salgılanması, yüce Allah’ın sonsuz merhametini gösteren sayısız delillerden biridir.

Yavru kendi başına dolaşabilecek hale gelince bile, bir tehlike anında hemen koşarak annesinin torbasına girer. Mesela bir köpek görünce yavru hemen torbaya sığınır. Annesi de kaçmaya başlar. Köpek kovalamaya devam edince, torbasında yavru bulunduğu için ana kanguru yorulur. Hiç değilse yavrusunu emniyete almak ve daha hızlı koşabilmek için uygun bir yere yavrusunu bırakıp, başka bir yöne saparak köpeği peşine takar. Böylece yavrusunun bulunduğu yerden uzaklaşır. Kendisi kurtulabilirse tekrar yavrusunun yanına gelir. Düşmanından kurtulamazsa hayatı pahasına yavrusunu kurtarmış olur.

Kanguru kuvvetli arka ayakları sayesinde iyi sıçrar. Bir sıçrayışta, 2-3 metre yükseklik ve 6-7 metre ileriye fırlayabilirler. Kuyruklarını atlama sırığı gibi kullanırlar.
Kaynak:turkcebilgi.com

Başında testere gibi dişli kırmızı ibikleri ve bir çift etli sakalları dişilerden daha büyüktür. Parlak tüyleri ve kuyruk teleklerinin çok uzun ve yay gibi kıvrık olması da karakteristiktir. 15-20 yıl yaşarlar. 

Kümeslerin kralı olarak bilinen horoz, köylülerin adeta canlı bir saatidir. Gece vakitlerini ve özellikle seher vaktini haber verir. Seslerinin kalınlığı ve uzun ötüşleriyle Denizli horozları meşhurdur. 15-20 saniye devamlı ötebilirler. Gündüz kuşları içinde bülbül ve horozdan başka gece öten yoktur. 

Eti için, damızlık, süs veya döğüş için yetiştirilen cinsleri vardır. Eski çağlardan beri yapılan horoz döğüşü halen birçok ülkede devam etmektedir. Hint horozlarının döğüşkenliği meşhurdur. Bacaklarındaki mahmuzlarıyla, kanatları ve gagalarıyla birbirine tehlikeli yaralar açarlar. 




1- Güzel seslidirler...

Öttüklerinde sesleri insana ferahlık verir...

2- Cömertliği simgelerler...

Yem veya herhangi bir yiyecek attığınız da dikkat ederseniz kendileri yemez 

etrafındaki tavuklara yedirirler...

3- Eşlerini kıskanma hasletleri vardır.

Birlikte oldukları tavukların yanına başka horoz yanaştırmazlar. Ölümleri 

pahasına da olsa böyle bir durum da diğer horozlara karşı koyarlar....

4- Erken kalkıp, erken davranırlar...

Erken yatıp erken kalkmak planlı, proğramlı olmanın alametidir... Bereket de 

bundan gelir...

5- İdareci durumundadırlar...

Etrafındaki tavukları sevk ve idareyi çok iyi becerirler...

Deve kuşu, uçamayan bir kuş türüdür. Struthio türünün tek üyesi olarak hayatta kalmıştır. Kuşlar arasında en hızlı koşan ve en büyük yumurta sahip olan türlerdir. Boyu 2-2,5 metre olan kuşun ağırlığı ise 130-150 kg arasındadır. Bilinen altı türü bulunmaktadır. Arap devekuşu denilen Suriye ve Arap çöllerinde yaşamış olan türü artık soyu tükenmiş canlılar arasındadır. En çok bilinen türü Tanzanya ve Kenya'da yaşayan Masai devekuşudur. Diğerlerinden daha kısa boylu olan Emu devekuşunun dişisi erkekten daha boyludur. Tepeli devekuşu ise en tehlikeli türler arasındadır. Ayaklarında üç parmak bulunan türün en içteki parmağı hançer şeklindedir. Attığı tekmelerle tehlikeli olan bu tür, yerden 1,80 metre yukarıya zıplayabilir ve suda çok güzel yüzebilir. 

Deve kuşunun genel özellikleri nelerdir?

Bu kuşlar zebra gibi memelilerle birlikte dolaşırlar. Bunu kendilerini korumak için yaparlar. Kendileri çok iyi gören kuşlar, memelilerin koku alma özelliğinden faydalanarak düşmanlardan korunurlar. Otçul olarak bilinseler de, bazı hallerde omurgasızlarla beslenirler. Yumurta ile üreyen kuşlar, kuluçka zamanında 15-60 arası yumurta yaparlar. Yumurtalar 13 cm genişliğinde, 15 cm boyunda ve 1500-1800 gram ağırlığındadır. Tavuk yumurtasının 24 katı daha fazla büyüklüktedir. Kuluçka süreleri 40-44 gündür. Doğan yavrular bir ay sonra  büyükler gibi koşabilir. Kuşlar içerisinde iki tane tırnağı olan tek kuş devekuşudur. Büyük olan tırnak, vücut ağırlığının tamamını taşıyabilir. Bu özellik koşarken az bir alana basarak, hızla koşabilmesini sağlar. Yetişkin olanlar 60 km hızla 20 dakika süreyle koşabilir. Koşu sırasındaki adımların uzunluğu 6-8 metredir. Etrafı görmeyi 360 derecelik açıyla sağlarlar. 1,5 km uzaklıktaki küçük bir detayı bile görebilirler. Ortalama ömürleri 60-70 yıl arasındadır. Hayatlarında 30 yıl boyunca üretken olurlar. Dünyada devekuşları derisi ve eti için avlanır. Ayrıca tüyleri, gagaları ve tırnakları da değerlendirilir.  
Deve Kuşunun Özellikleri Nelerdir?


Başları gövdesine göre küçüktür.

Başlarının üzerinde tüysüz bir alan ve yanında bonesi bulunur. Başında mavi kırmızı karışımında dik ve sert tüyleri vardır. Kafatası süngerimsi ve hassa bir yapıdadır. Kafaya aldığı darbelerle ölebilir. Yetişkin olanların beyni 30-40 gram kadardır. Gözleri 5 cm çapında olup, kafanın üçte birini kaplar. Boynu esnek olan kuşun, darbelere karşı en hassas yeri olarak bilinir. Boyundaki deri kendini çok çabuk yeniler. Bu bölgedeki tüyler sert ve diktir. Bu kuşların göğüs kemiği bulunmamaktadır. Kemikler diğer kuşlardaki gibi havayla dolu değildir. Kanatları çok küçüktür. Sadece denge sağlamakta, yumurtaları korumakta ve çiftleşme döneminde kur yapma amacıyla kullanılır. Kuşun oldukça kuvvetli ayak yapısı vardır. Ayakları yerden 50-60 cm yüksekten topukların üstünden başlar. Sadece ileriye doğru hareket edebilir. Yanlara ve geriye tekme atamazlar. Ayakları pullarla kaplı olup, rengi gri kahve renklidir. Ayak ağırlıkları 18-20 kg arasındadır. Bacaklarıyla 200-250 kg ağırlık taşıyabilirler. Eti için avlanan kuşların kırmızı, yağsız ve yumuşak bir eti vardır. İçeriğinde protein, magnezyum, fosfat ve potasyum bulunur. Vücutlarının % 30 u etten oluşur. Bir yaşındaki bir kuş 100 kg ağırlığında olur.  
Deve kuşlarının üremesi nasıldır?

Erkeğe göre küçük olan dişiler, gri kahverengi renklerdedir. 2,5-3 yılda üreyebilecek konuma gelirler. Dişilerin yaptıkları yumurtaların zigotları, yumurtlamadan önce oluşmaktadır. Erkeklerin kanat ve kuyrukları beyaz, diğer bölgeleri siyahtır. Bunlarda 3 yılda ergenliğe ulaşır. Üreme zamanında hırçın olurlar. Yanlarına kimseyi yaklaştırmazlar. Kendilerine birden fazla eş edinirler. Yuvalarını kum tepelerine güvenli bölgelere yaparlar. Rahatsız edilmemek için en ücra yerleri seçerler. Yumurtlama dönemleri Nisan ve Eylül ayları arasındadır. Bir ay içerisinde 2-3 günde bir arasında yumurtlayarak, iki hafta ara verirler. Daha sonra yumurtlamaya devam ederler. Bu kuşlardan faydalanmak için, çiftliklerde yetiştiricilik yapılmaktadır.

Kaynak:kuslar.gen.tr

Bukalemun Özellikleri ve Bakımı

Chamaeleonidae familyasına bağlı kertenkelelerdir ancak diğer kertenkelelerden farklı yönleri bulunmaktadır. Bilim adamları kertenkeleleri Rhiptoglossa alt takımına dâhil ederler. Bukalemunları diğer kertenkelelerden ayıran en önemli özelliği, gözleri ve renk değiştirme özelliğidir. Bukalemunların dört çeşit cinsi vardır, bu cinsler de kendi arasında yaklaşık 90 tür oluşturur. Bukalemun türleri, eski dünya olarak tabir edilen Madagaskar adasında, geri kalanlarsa Büyük Sahra Çölü nün güneyinde yaşarlar. Chamaeleo chamaeleon türü ise Akdeniz’in İspanya ile Suriye arasındaki bölümünde yaşar. Bukalemunların en büyük nüfusu Chamaeleo cinsidir. Bunlar ağaçlık ve makilerin (Akdeniz bitki örtüsü) bulunduğu alanlarda yaşarlar. Brookesia cinsi yer altında ya da kayalıkların arasında yaşarlar. Leandria ve Evoluticauda cinsi bukalemunların kuyrukları Chamaeleo cinsindeki gibi kavrayıcı değildir. Bukalemunların boyları 8-60 cm arasında değişse de genelde ortalama uzunlukları 30 cm’yi geçmezler. Yavaş olan hareketlerinden dolayı 60 saniyede 12 adım atarlar. Dilleri boylarının yaklaşık bir buçuk katı uzunluğundadır. Ayakları ve kuyrukları ise dalları kavrayacak şekilde gelişmiştir. Gözlerini birbirlerinden bağımsız hareket özelliğine sahiptir. Bukalemunlar deri renklerini bulundukları ortama göre değiştirebilirler. 
Bukalemun Özellikleri ve Beslenmesi

Bukalemunlarda Beslenme ve Bakım:

Bukalemunlar ev içerisinde bakımı zor olan canlılardır. Doğa şartlarına eş bir ortam oluşturamazsanız bukalemunu evde besleyemezsiniz. Bukalemunlar Akdeniz iklimi severler dolayısıyla sıcak ortamlarda beslenmesi gerekir. Bukalemunlar böcek yiyerek beslenirler, yaşayabilmeleri için gerekli olan günde en az 20-30 canlı sineği veya hamam böceğini ona sağlamak doğal ortamda mümkünse de ev içinde mümkün olamayabilir. Günde en azından 20-30 canlı sinek veya bulamazsanız, 7-8 orta boy canlı çekirge, ya da 10 kadar ufak canlı hamamböceği ile beslenmelidir. Bu da sağlanamazsa en azından balıklar için üretilmiş; kurutulmuş karidesler bukalemuna verilmelidir. Bunların yanı sıra mutlaka canlı yem verilmesi gerekir. Normal bir kertenkele için yapılmış Terraryum, bukalemuna ufak gelecektir, ayrıca Terraryumu yan ve üst kenarlarını sinek telinden yaparsanız bukalemun ölebilir, çünkü onun doğal olarak sinek yakalayabilmesi gereklidir. Bukalemunun kaçamayacağı küçüklükte bir kümes teli kullanmanız daha uygun olacaktır.

pethayat.com


Hamsterlar, “cricetidae” familyasından gelen, kemirgen hayvanlardır. Doğada yaşadıkları gibi, evde de beslenebilmektedirler.

1930 yılında, Suriye Yahudi Üniversitesi, Zooloji Dalı öğretim üyelerinden, Prof. İsrâ’el Aharûnî’nin tarafından, Suriye yakınlarında bir yerleşim yerinde bulunan, bir tane dişi hamster ile, 12 hamster yavrusunun incelenmesi, bu hayvanı bilim dünyasına tanıtmıştır. Aynı üniversitede görev yapan Dr. Ben Menahem, bulunan 12 yavrudan iki dişi ve bir erkek hamsterı alarak, bu yavruları çifleştirmiştir. Bu sayede, insan eliyle yapılan ilk hamster yavruları elde edilmiştir. Dr. Menahem’in elde ettiği bu hamster ailesi, bugün tüm Dünya’daki “evcil hamsterların atası” olarak kabul edilmektedir. Hamster, her ne kadar yaygın olarak fare, sincap ve tavşan gibi hayvanların çiftleştirilmeleri ile oluştuğu sanılsa da, böyle bir durum söz konusu değildir. Bu şekilde zannedilmesinin sebebi ise, doğada bulunan ilk hamsterların, laboratuvarlarda renk renk ve çeşit çeşit hale getirilmiş olmasıdır. Bakımı ve çoğaltılması kolay olduğu için, aynı zamanda masrafının da pek fazla olmaması nedeniyle, laboratuvar çalışmalarında genellikle bu hayvanlar kullanılırlar.
Hamsterler'in Özellikleri

Hamsterler, Avrupa ve Batı Asya’daki tarım alanlarında ve yahut da bozkırlarda yaşarlar. Yerin altında kazdıkları yuvalar, oldukça karmaşık yapıdadır. Yuvaların içleri, adeta kriz merkezleri gibi kurulmuş olup, tabanı otlarla kaplı odalar ve kışlık yiyeceklerin saklandığı depolar oluşturulmuştur. Genel olarak meyve, sebze ve tahılla beslenene hamsterlar, bu nedenle kimi zaman tarım alanlarına zarar verebilmektedirler. Diğer taraftan, baykuş, atmaca, ve gelincik gibi hayvanlar için beslenme kaynağı özelliğindedirler. Hamsterlar, insanlar tarafından da avlanmaktadırlar. Doğadaki yaşam şekillerinden hariç olarak, evde beslenen hamsterlar, kafeslerde yaşarlar. Akvaryumlar da bu hayvanlar için nadir de olsa tercih edilebilmektedir. Kafesin dibine serpilen talaş sık sık değiştirilmelidir. Çünkü hamsterlar temizliği seven, nemi sevmeyen hayvanlardır. Hamsterların konforu ve yaşamasına devam etmesi açısından, evcil hamsterlara özel olarak yapılmış yemlik ve suluk, kapalı bir bölme ve bir dönme dolap kafese yerleştirilmelidir.

Hamsterlar, sıradan kaplardan su içmezler ve yemek yemezler. Yalnız kalmaya ihtiyaç duyduklarından dolayı da, kafesin içinde kapalı bir alan olması da elzemdir. Dönme dolap ise, fazla enerjilerini harcayabilecekleri ve eğlenebilecekleri bir ortamı sağlar. Hamsterlar fındık, fıstık gibi hazır yemlerle beslenebilmektedirler. Diş yapıları ve sindirim sistemleri bu tür gıdalara uygun olduğu için, bunları yemekten hoşlanırlar. Ancak tek tip beslenme doğru olmadığı için, bazen sebze ve meyve yedirmek de doğrudur. O an aç olmayan hamsterları, kendilerine verilen gıdaları depoladıktan sonra, canları istediği zaman depoladıkları gıdaları yemektedirler.

Hamsterlar, kendi cinslerinden bile pek hoşlanmayan, asosyal hayvanlardır. Genellikle gündüz vakti uyurlar. İnsanla tanışmaları ve alışma evreleri uzun sürebilmektedir. Yuvalarının karıştırılması, uyurken uyandırılması gibi bir takım durumlar, evcil hamsterları rahatsız edebilmektedir. Hamsterların derisi, vücutlarına tam olarak yapışmamış haldedir. Bu nedenle de derilerinin esnek ve gevşek olduğu söylenebilir. Gözleri oldukça parlak ve yuvarlak, ayakları ise tutmaya ve kavramaya uygun yapıdadır. Bu nedenle de, tırmanıcı özelliklerine sahiptirler. Hamsterların ön ayaklarında dört adet, arka ayaklarında ise beş adet parmakları vardır. Kuyrukları 1 cm’den kısadır ve küttür. Boyları yaklaşık olarak 15-20 cm, ağırlıkları da 200 gram civarındadır.

Hamsterlerın ortalama ömürleri, yaklaşık iki yıldır. Renkleri ayırt edemedikleri ve de göremedikleri gibi, uzağı da net şekilde göremezler. Ancak, koku alma özellikleri işitme yetenekleri oldukça iyidir. Hamsterları diğer kemirgen hayvanlardan ayıran en ilginç özellikleri ise, yanaklarında bulunan keseleridir. Hamsterlar, besinlerini bu keselerde toplayarak, yuvalarına taşıyıp onları saklarlar. Bahsedilen keseler, yanaktan başlar ve omuz üstünde son bulur. İlginç bir başka yeteneği ise, bir hamsterın, kendi vücut hacminin yarısı kadar yiyeceği kesesinde taşıyabilir oluşudur.

Kaynakça:
http://www.mihav.com/forum/kemirgenler-genel/hamsterlar-hakkinda-genel-bilgi-12959/
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hamster

Atmaca, Kartalgiller  familyasından olup gündüz yırtıcı kuşları(Falconiformes) takımının alt familyasına ait kuş türlerine verilen ortak addır. Bu cinste olan bazı kuş türleri çakır kuşu olarak adlandırılmaktadır. Bacakları ve kuyrukları vücuduna göre uzun olmakla birlikte vücutları geniş ve oldukça kısadır. Bu özellikleri ile atmacalar, avlarına yetişebilmek için kısa sürede büyük hızlara erişebilmekte ve sık ağaçlar arasında bile ustaca manevralarını gerçekleştirebilmektedir. Şahin, kartal ve tuygun gibi kuş türlerinden ayrılan en önemli özelliği bu kuş türlerinin heybetlerinin büyük olmasına rağmen çabuk manevra yapamadıkları için öne geçmektedirler. 

Atmacaların Fizyolojik Özellikleri Nelerdir?

Genel olarak ormanlarda yaşayan ve daha çok küçük kuşlarla beslenen atmacalar, dünyadaki tüm ormanlık bölgelerde bulunmaktadır.  Kuzeybatı Afrika, Avrupa'nın ılıman bölgelerinde ve tüm Asya'da daha yoğun olarak görülmektedir. Erkek türleri dişi türlerinden daha küçüktür. Ağırlıkları 200-300 gr arasında değişmektedir. Tüyleri üst bölümde düzgün, siyahımsı kahverengi; dişi türlerinde daha koyu siyahımsı, alt kısımlarda ise koyu kahverengi enine çizgileri bulunmaktadır. Beyaz göz üstü çizgileri atmacaların en belirgin özellikleri arasında yer almaktadır. Göz, gaga ve ayaküstü bölgelerinde sarımsı renkte olan derileri, görünüşlerini etkilemektedir.

Dallardan içi yumuşak bir astarla kaplanmış yuvalarını büyük ağaçlara yapmaktadırlar. Dişi atmacalar, kahverengi lekeli beyaz yumurtalarının üzerinden beş hafta boyunca kuluçkaya yatmaktadır. Bu süreç genelde mayıs- haziran ayında gerçekleşmektedir. Yavruları doğduktan beş ya da altı hafta sonra tüylenirler. Evcil olarak da beslenebilen atmacalar eğitildikten sonra avlarda rahatlıkla kullanılabilmektedir. Ömürleri 11 yıl olan atmacalar yararlı kuşlar arasında yer almaktadır. 
Atmaca Kuş'unun Özellikleri

Atmacaların Avlanma Şekilleri Nasıldır?

Atmacalar, küçük yırtıcı kuşlar gurubunda yer alan göçmen kuş türlerindendir. Genel olarak kertenkele, kurbağa, fare ve küçük hayvanlarla beslenen atmacaların avını yakaladıkları andaki gösterdikleri üstün performans takdire şayandır. Bir ok gibi fırlayarak ani hareketle avını pençeleriyle yakalayan atmacaların ağırlıkları 180-300 gr civarında değişim göstermektedir. Tıp biliminde Accipiter Nisus olarak adlandırılmaktadır. Erkekleri dişi türlerinden daha küçük olan atmacalar genellikle avda daha güçlü ve dayanıklı oldukları için kullanılmaktadır.

Atmacanın erkeğine "Mamulitsa" bir yaşından büyüklere ise "Tüylek" denmektedir. İnsana alışmaları ve eğitilmeleri daha kolay olduğu için tutuldukları senenin yavruları bir yaşını doldurmayanlar tercih edilmektedir. İyi huylu olan atmacalar saklanıp bir sonraki sene avda kullanıldığı gibi nadir olarak doğada kalmış büyük atmacalarla da avcılık yapılmaktadır. Bu türlere ise Hava Tüyleği ismi verilmektedir. 

Atmacaların Çeşitleri Nelerdir?

Atmacanın vücudunu örten tüylerin rengine ve bilhassa göğsündeki yazılara göre çeşitli isimler verilmektedir ve bu yazılar aynı zamanda Atmacaların değeri ve yaşı hakkında bilgi vermektedir. Tüylerinin rengi ve şekillerine göre üç ana grupta bulunurlar.

Karalar: Doğada bulunan atmacaların %45-50 si bu türler arasında yer almaktadır. İyi huylu olanları kıymetli olsa da genel olarak huysuz ve avına gitmeyen türlerine sıkça rastlanmaktadır. Kara, Karanın ufağı, Karanın büyüğü, Mçhita Kara, Kara kızıl, Boz Kara, Kel boz Kara, Açık Kara, Kel boz kara Beyaz Karanın büyüğü, Karanın ispiri diye halk tarafından isimlendirilmiş çeşitleri bulunmaktadır.

Kızıllar: Doğada bulunan atmacaların %35-40 ını oluşturmaktadırlar. İyi avcı olarak bilinmektedirler. Kızıl, kızılın ufağı, Kızılın büyüğü, Boz Kızıl, Çam kızıl, Mçhita Kızıl, Kçe Kızıl, Yanmış çam Kızıl, Uça çam kızıl, Beyaz boz kıl, Kızıl ispiri diye çeşitleri bulunmaktadır.

Sarılar: Doğada bulunan atmacaların %10-20 sini oluşturmaktadırlar. Atmacaların en asil türleri arasında yer almaktadırlar. Avcıların dilinde Sarı ve İspiri Atmacaların piri olarak kabul edilmektedir. Sarı, Sarının ufağı, Sarının büyüğü, İpek Sarı, Sarı Çam Kızıl, Sarı boz kızıl, Açık sarı, Yanmış sarı, Beyaz açık sarı, Sarı ispiri diye çeşitleri bulunmaktadır.

Kaynak: kuslar.gen

Geyik, geyikgiller (Latince: Cervidae) familyasında geviş getiren otçul memeli hayvanların ortak adıdır. Çift toynaklılar takımında bulunan akraba familyalardaki benzer hayvanlar da genel olarak geyik diye adlandırılmaktadır.


Yaşam alanı

Geyikler Antarktika ve Avustralya dışındaki kıtalarda oldukça yaygın olarak dağılmıştır. Afrika kıtasında Kuzey bölümünde Tunus ve Cezayir'in Atlas Dağları'nda bir miktar kızıl geyik bulunmaktadır. Geyikler tundradan tropikal yağmur ormanlarına kadar çeşitli biyomlarda yaşar. Her ne kadar ormanlarla bağdaştırılsa da birçok geyik türü ekotondur yani ormanlar ve çalılıklar ile kırlık ve savanlar arasındaki geçiş bölgelerinde yaşar. Büyük geyik türlerinin çoğu tüm dünyada ılıman yaprak döken ağaç ormanlarında, dağlık karışık ibreli ağaç ormanlarında, tropikal mevsimlik/kuru ormanlarda ve savanlarda bulunur. Ormanlar içinde bazı bölgelerin kısmen ağaçlardan temizlenmesi aslında geyik popülasyonlarına yardımcı olur. Bu şekilde geyiklerin sevdiği ot tiplerinin yetişmesi için yer açılır. Yine de bu popülasyonların büyümesi ve hayatta kalması için gizlenmelerine yardımcı olacak uygun ve yeteri kadar ormanlık ve çalılık bulunması gereklidir. Orta ve Güney Amerika'nın broket ve pudusu ile Asya'nın munçağı gibi küçük geyikler ise genelde sık ormanlarda yaşar ve açık alanlarda pek görülmezler. Ayrıca yalnızca dağlarda, otlaklarda, bataklıklarda ve ıslak savanlarda ya da çöllerle sarılmış ırmak bölgelerinde yaşayan özelleşmiş geyik türleri de bulunur. Bazı geyikler kutup bölgesi çevresinde hem Kuzey Amerika hem de Avrasya'da yayılmıştır. Arktik tundra ve taygalarda yaşayan ren geyiği ile taygalar ve komşu bölgelerinde yaşayan sığın bunlara örnektir.
Geyiklerin Özellikleri

Asya'nın ılıman kesiminde geyiklerin en çok bulunduğu bölgeler Kuzey Kore, Mançurya (Kuzeydoğu Çin) ve Rusya'nın Ussuri bölgesindeki karışık yaprak döken ağaç ormanları, dağlık ibreli ağaç ormanları ve taygalardır. Bu dünyanın en zengin yaprak döken ve ibreli ağaç ormanlarından olan bölgede Sibirya karacası, sika geyiği, ren geyiği, Kanada geyiği ve sığın bulunur. Bu bölgenin hemen güneyinde Çin'de olağandışı olan Peder David geyiği ile karşılaşılır. Sika geyiği, beyaz dudaklı geyik, Orta Asya kızıl geyiği ve Kanada geyiği gibi geyikler tarih boyunca boynuzları için avlanmıştır. Ren geyiği de kısmen evcilleştirilerek sürüler hâlinde beslenmiştir.

Tropiklerde ise Güney ve Güneydoğu Asya'da Hindistan, Nepal ve bir zamanlar Tayland gibi ülkelerde büyük oranda geyiğe rastlanır. Kuzey Hindistan'ın Ganj Nehri Ovası'nın ve Nepal'in Terai bölgesinin tropikal mevsimlik nemli ve kuru yaprak döken ağaç ormanları ve hem nemli hem kuru savanlarında çital, domuz geyiği, barasinga, Hint sambar geyiği ve Hint munçağı yaşar. Ganj Ovası'nın hemen kuzeyindeki Keşmir Vadisi'nde Orta Asya kızıl geyiğinin nadir rastlanan bir alt türü olan Keşmir geyiğine rastlanır. Bir zamanlar tropikal mevsimlik nemli yaprak döken ağaç ormanları ve nemli savanları olan Tayland'ın Chao Praya Nehri Vadisi'nde domuz geyiği, Schomburgk geyiği (günümüzde soyu tükenmiştir), alından boynuzlu geyik, Hint sambar geyiği ve Hint munçağı yaşardı. Günümüzde hem barasinga hem de alından boynuzlu geyik türlerine nadiren rastlanır ve soyları tehdit altındadır. Tayland'taki domuz geyiği popülasyonu da enderdir. Çital ve barasingha büyük sürüler hâlinde yaşar, Hint sambar geyiği de büyük gruplar hâlinde bulunabilir. Bütün bu geyik türlerinin bir arada yaşamaları hepsinin beslenmek için değişik bitki türlerini tercih etmeleridir. Bu geyikler yaşam alanlarını aynı zamanda Asya filleri, çeşitli antilop türleri ve vahşi öküzler gibi diğer otçullarla paylaşırlar. Türkiye'de doğal olarak 5 geyik türü bulunur. Bunlar sığın, Mezopotamya geyiği, Algeyik, karaca ve kızıl geyiktir. Bu türlerden sığın ve Mezopotamya geyiği aşırı avlanma sonucu yok olup artık Türkiye'de görülmemektedir. Alageyik neredeyse tükenmek üzeredir, kızıl geyik tehlike altında küçük ve dağınık popülasyonlarda hayatını sürdürmektedir, karaca ise hala yaygındır fakat nüfusu azalmaktadır.

Kuzey Amerika'da en yoğun geyik popülasyonlarına Kanada Rocky Dağları ile Alberta ve British Kolombiya bölgeleri arasındaki Kolumbiya Dağları'nda rastlanır. Burada Kuzey Amerika'da yaşayan beş geyik türünün tamamına rastlanır: Ak kuyruklu geyik, katır geyiği, ren geyiği, Kanada geyiği ve sığın. Bu bölgede dağ eteklerinde nemli ibreli ağaç ormanları ve Alp tarzı otlaklar, ovalarda ise göllerin ve akarsuların yakınında tarım bölgeleri ile yaprak döken ormanlardan oluşan parklar bulunur. Ren geyiği daha yüksek rakımda subalpin otlaklar ve alpin tundralarda yaşar. Ak kuyruklu geyik, toprakların tarıma açılması ve ibreli ağaç ormanlarının açılarak yerine yaprak döken ağaçların yetişmesi nedeniyle yaşam alanlarını Kanada Rocky Dağlarının eteklerine kadar genişletmiştir.

Orta ve Güney Amerika'da çeşitli küçük broket türleri ve güneydoğu Asya'da da çeşitli küçük munçak türleri yaşar. Yukarıda belirtilen büyük geyik türlerinin aksine bu geyik türleri daha çok yalnız dolaşır ve sık ormanlarda saklanmayı tercih eder. Dolayısıyla da popülasyon yoğunlukları daha düşüktür.

Avustralya'ya 19. yüzyılda getirilen altı geyik türü buraya uyum sağlamayı başarabilmiştir. Bunlar alageyik, kızıl geyik, sambar geyiği, domuz geyiği, rusa geyiği ve benekli geyiktir. Yeni Zelanda'ya 1900'lerin başında sokulan kızıl geyik 1960'ların sonundan beri geyik çiftliklerinde evcilleştirilmiş olarak yetiştirilmektedir.

Özellikler

Geyik boynuzları diğer geviş getiren çift toynaklıların boynuzlarından farklıdır. Geyik boynuzları özellikle yazları olmak üzere her yıl gelişen kemiksi bir yapıya sahiptir ve genellikle yalnızca erkek geyiklerde oluşur. Genç bir geyiğin ilk boynuzları doğuştan itibaren başlarındaki iki küçük çıkıntıdan büyüyerek gelişir. Yeni çıkan boynuzlar kalın bir kadife tabakasının içinde gelişir ve bu tabaka içindeki kemik sertleşene kadar birkaç ay boynuz üzerinde kalır. Daha sonra bu kadife tabaka halk arasında inanıldığının aksine dökülmez ama yırtılarak parçalanır ve boynuzdan ayrılır. Geyiklerin izledikleri ana güzergâhların avcılar tarafından izlenebilmesinin bir yolu da geyiklerin "sürtünme"lerini izlemektir. Sürtünmeler geyiklerin bölgelerini belirlemek için göz kenarında ve alınlarındaki bezlerden salgılanan kokunun çevreye bırakılması için kullanılır. Çiftleşme mevsiminde erkekler, sürü içindeki dişileri çekebilmek için birbirleriyle boynuz boynuza dövüşür. Birbirinin etrafında dönen erkek geyikler bacaklarını büker, kafalarını eğer ve birbirlerinin üstüne saldırır.

Dişi geyik bir batında bir ya da iki yavru doğurur, üçüzlere çok az rastlanabilir. Hamilelik süresi karaca için on ay kadardır. Yavruların çoğu kürklerinin üzerinde beyaz benekler ile doğar ancak yaşlandıkça bu lekeler kaybolur. Yalnızca alageyik bu benekleri yaşamı boyunca taşır. Geyik yavrusu doğumunu izleyen ilk yirmi dakika içinde ilk adımlarını atar. Anne geyik yavrusunu üzerinde koku kalmayıncaya kadar yalayarak temizler böylece avcı hayvanların yavruları bulmasını engeller. Yavru geyik bir hafta kadar otların içinde gizlenmiş olarak kaldıktan sonra annesi ile birlikte yürüyebilecek kadar güçlenir. Anne ve yavru yaklaşık bir yıl kadar birlikte kalır. Erkek yavru bir daha asla annesini görmez ama dişi yavru daha sonra bazen kendi yavrularıyla birlikte annesinin yanına gelerek küçük sürüler oluşturur.

Geyiklerin genellikle engebeli ormanlık araziye uygun uzun güçlü bacakları ve kıvrak, küçük gövdeleri vardır. Geyikler aynı zamanda mükemmel yüzücüdür. Alt çene dişlerinin üzerindeki yarımay şeklinde mineleri sayesinde oldukça farklı bitkileri çiğneyebilir. Geyikler geviş getirir ve mideleri dört odacıklıdır. Hemen hemen her geyiğin gözlerinin önünde bezcikler bulunur. Bu bezciklerde bölgelerini belirlemeye yarayan güçlü kokulu feromon bulunur. Birçok tür geyiğin erkekleri sinirlendiklerinde ya da heyecanlandıklarında bu bezleri geniş geniş açar. Tüm geyiklerin karaciğerinde safra kesesi bulunmaz. Boynuzu olmayan ve üst köpekdişleri fildişi gibi büyüyen su geyiği bu özellikleriyle diğer geyik türlerinden ayrılır.

Geyikler beslenmelerinde seçicidir. Yapraklarla beslenirler. Otçul standartlarında, özelleşmemiş küçük mideleri vardır. Besin gereksinimleri oldukça yüksektir. Koyun ve ineklerin yaptığı gibi düşük kalite, lifli besinlerden çok miktarda sindirmeye çalışmak yerine kolayca sindirilebilen tomurcukları, genç yaprakları, taze çimenleri, yumuşak ince dalları, meyve, mantar ve likenleri tercih eder.

Taksonomi

Dünya çapında 50 kadar geyik türü bulunur. Geyikgiller iki büyük gruba ayrılır: Muntiacinae ve Cervinae alt familyalarının bulunduğu Eski Dünya grubu ile Hydropotinae ve Capreolinae alt familyalarının bulunduğu Yeni Dünya grubu. Bu terimler yalnızca grupların orijinini belirtir ancak günümüzdeki türlerin dağılımını belirtmez. Örnek verilecek olursa bir Yeni Dünya türü olan su geyiği yalnızca Çin ve Kore'de bulunur.

Yaklaşık 5 milyon yıl kadar önce Yeni Dünya grubunun Kuzey Amerika ve Sibirya ormanlarında, Eski Dünya grubunun ise Asya'da evrim geçirdiği düşünülmektedir.

Alt familyalar, cinsler ve türler

Geyikgiller familyası şu şekilde incelenir:

Muntiacinae alt familyası
Muntiacus cinsi (Munçaklar):
Hint munçağı, Bayağı munçak (Muntiacus muntjak)
Çin munçağı, Reeves munçağı (Muntiacus reevesi)
Kara munçak, Kıllı göğüslü munçak (Muntiacus crinifrons)
Fea munçağı (Muntiacus feae)
Borneo sarı munçağı (Muntiacus atherodes)
Roosevelt munçağı (Muntiacus rooseveltorum)
Gongşan munçağı (Muntiacus gongshanensis)
Dev munçak (Muntiacus vuquangensis)
Truong Son munçağı (Muntiacus truongsonensis)
Yaprak munçağı (Muntiacus putaoensis)
Elaphodus cinsi:
Püsküllü geyik (Elaphodus cephalophus)
Cervinae alt familyası (Gerçek geyikler, Eski Dünya geyikleri):
Cervus cinsi:
Cervus alt cinsi:
Kızıl geyik, Bayağı geyik (Cervus elaphus)
Asya kızıl geyiği, Orta Asya kızıl geyiği (Cervus affinis)
Amerika kızıl geyiği, Kanada geyiği (Cervus canadensis)
Przewalskium alt cinsi:
Ak dudaklı geyik, Thorold geyiği (Cervus albirostris)
Sika alt cinsi:
Sika geyiği, Sika (Cervus nippon)
Rucervus alt cinsi:
Barasinga (Cervus duvaucelii)
Schomburgk geyiği (Cervus schomburgki) (soyu tükenmiş, 1938)
Eld geyiği, Alından boynuzlu geyik (Cervus eldii)
Rusa alt cinsi:
Sambar geyiği, Sambar (Cervus unicolor)
Rusa geyiği, Sunda sambar geyiği, Timor geyiği (Cervus timorensis)
Filipinler sambar geyiği, Filipinler sambarı, Filipinler kahverengi geyiği (Cervus mariannus)
Filipinler benekli geyiği, Visaya benekli geyiği (Cervus alfredi)
Axis cinsi:
Axis alt cinsi:
Benekli geyik Çital, Aksis geyiği (Axis axis)
Hyelaphus alt cinsi:
Domuz geyiği (Axis porcinus)
Calamian geyiği, Calamian domuz geyiği (Axis calamianensis)
Bawean geyiği, Bawean domuz geyiği, Kuhl domuz geyiği (Axis kuhlii)
Elaphurus cinsi:
Peder David geyiği (Elaphurus davidianus)
Dama cinsi:
Alageyik (Dama dama)
İran alageyiği, Mezopotamya alageyiği (Dama mesopotamica)
Megaloceros cinsi (Soyu tükenmiş):
İrlanda elki (Megaloceros giganteus) soyu tükenmiş
Hydropotinae alt familyası (Su geyiği)
Hydropotes cinsi:
Su geyiği (Hydropotes inermis)
Capreolinae (Yeni Dünya geyiği)
Capreolus cinsi:
Karaca (Capreolus capreolus)
Sibirya karacası, Doğu karacası (Capreolus pygargus)
Alces cinsi:
Sığın (Alces alces) (dünyadaki en büyük geyik)
Odocoileus cinsi:
Ak kuyruklu geyik, Virjinya geyiği (Odocoileus virginianus)
Katır geyiği (Odocoileus hemionus)
Ozotoceros cinsi:
Pampa geyiği (Ozotoceros bezoarticus)
Mazama cinsi (Kariyakular):
Kızıl kariyaku, Peru kızıl geyiği (Mazama americana)
Gri cüce kariyaku, Merioa kariyaku (Mazama bricenii)
Cüce kariyaku (Mazama chunyi)
Gri kariyaku (Mazama gouazoupira)
Pigme kariyaku (Mazama nana)
Yukatan kahverengi kariyaku (Mazama pandora)
Küçük kızıl kariyaku (Mazama rufina)
Pudu cinsi:
Kuzey pudusu (Pudu mephistophiles) (dünyanın en küçük geyiği)
Şili pudusu, Güney pudusu (Pudu puda)
Blastocerus cinsi:
Bataklık geyiği (Blastocerus dichotomus)
Hippocamelus cinsi:
Kuzey And geyiği, Peru Huemul geyiği (Hippocamelus antisensis)
Güney And geyiği, Şili Huemul geyiği (Hippocamelus bisulcus)
Rangifer cinsi:
Ren geyiği (Rangifer tarandus)

Kaynak : wikipedia

Arama Yap

Sponsor

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Yükleniyor...