Arşiv

SEZAİ KARAKOÇ / EY SEVGİLİ

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği

EY SEVGİLİ / SEZAİ KARAKOÇ'un Şiiri

Sevgili
En sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Şuna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca’da Emirgan’da
Kandilli’nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi



Sevgili
En sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Sendan ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın okumuş olduğu şiir son zamanlarda 7 den 70 e  vatanını seven herkesin dilinde söylenmeye başladı. 

MEYDAN ŞİİRİNİN SÖZLERİ

Şu yeryüzü er meydanı 
Gönül sevmez her meydanı 
Yüreksize yorgan döşek, 
Koç yiğite ver meydanı. 

Başbuğlar tuğ kaldıranda, 
Atlar dizgin dolduranda, 
Malazgirt'te, Çaldıran'da 
Sakarya'da gör meydanı. 

Kaytan bıyık bura bura 
Gakkoş, Dadaş sıra sıra 
Elaziz'de Çay'da Çıra, 
Erzurum'da bar meydanı. 

Ey içi boş, dışı süslü! 
Eli kirli, yüzü paslı! 
Yetişsin Asım'ın nesli 
Etsin sana dar meydanı! 

Geldiği gün kutlu çağrı 
Bas, titresin yerin bağrı. 
Doğu'dan batıya doğru 
Bir yay gibi ger meydanı. 

Ben Türk'üm! De, dur sözünde, 
Yürü Bozkurt'un izinde 
Kalmasın şu yer yüzünde 
Şerirlere şer meydanı. 

Tanrı Kut Mete Çağı'ndan, 
Son Peygamber kucağından, 
Hacı Bektaş ocağından, 
Açık bize sır meydanı. 

Hayaller kalınca güdük 
Açıldı surlarda gedik... 
Mehter sustu, öttü düdük, 
Rezil oldu er meydanı! 

Yer yüzünde kalsan da tek 
Eğme boyun, öpme etek! 
Çin seddinden, Nemçe'ye dek 
Yeni baştan sar meydanı. 

Bak neler var dünlerinde 
Acı, tatlı günlerinde... 
Dumlupınar önlerinde 
Mehmetçik'ten sor meydanı. 

Sancaklar kalmasın aysız, 
Boz Oklar Üç Oklar yaysız 
Soyunu bilmeyen soysuz 
Düşmanına kor meydanı. 

Ayrılık can paresidir, 
Sıla, gurbet çaresidir, 
Ahi Evran töresidir. 
Yarenlerle yar meydanı. 

Dön ardına bir bak hele 
Hatırına neler gele... 
Dar boğazda Çanakkale, 
Tarihin en zor meydanı! 

Git danış büyük ceddine, 
Sor doğuda Çin seddine, 
Girmek kimlerin haddine 
Sen açmazsan bir meydanı! 

Çabuk söner şişirdiğin 
Soya çeker devşirdiğin... 
Kırk Bismillahla girdiğin 
Meydan, şimdi kir meydanı. 

İtibar olmazsa ere 
Düşmana kim göğüs gere? 
Kör döğüşü olan yere 
Derler elbet kör meydanı! 

Uyanınca Türk'ün özü, 
Gerçekleşir Tanrı sözü... 
Olur bir gun şu yer yüzü, 
İnsanlığın hür meydanı!

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu




GECE BANA KIRGIN

Karanlık çökünce, derdim depreşir
Gece bana kırgın, ben gecelere
Sevmek bir kabahat, sanki bir keşir
**** Aşk bayrağı diktim, en yücelere
**** Gece bana kırgın, ben gecelere

Zaman sanki bir kuş nasıl uçuyor
Akşam sefaları, sensiz açıyor
Mehtaplı geceler boşa geçiyor
**** Gönülde taht kuran tüm ecelere
**** Gece bana kırgın, ben gecelere

Koca şehir uyur, sessizlik çöker
Hasret çeken gözler, yaşını döker
Öksüz kalan her kalp, boynunu büker
**** Zından olur gece, bak nicelere
**** Gece bana kırgın, ben gecelere

Yol bekleyen gözü, uyku mu tutar
Özlem hançerleri, yüreğe batar
Dert derde eklenir, olur bir katar
**** Baka kalır gözüm, tüm tecelere
**** Gece bana kırgın, ben gecelere
GECE BANA KIRGIN ŞİİRİ

Semada yıldızın dansı sürerken
Vuslatsız sevdalar, hüzün dererken
Tan ağırıp eve, ışık girerken
**** Nasıl da bakar göz, tüm pecelere
**** Gece bana kırgın, ben gecelere

Başımızda esen, gece yellere
Aynı şey söyletir, bütün dillere
Sevda da ayrım yok, tüm gönüllere
**** Ne sultan, ne canan, Mihracelere
**** Gece bana kırgın, ben gecelere

Leyla karasıdır, geceler canan
Lüzumsuzdur gülüm, aşkınla yanan
Var mıdır mey içip, sevdaya kanan
**** Derde ortak olan, dost acelere
**** Gece bana kırgın, ben gecelere

Sadık DAĞDEVİREN

-UTANSIN ŞİİRİ-

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

Necip Fazıl Kısakürek


AĞLA GÖZÜM AĞLA

Ağla gözüm ağla, gülmezem gayrı,
Gönül dosta gider, gelmezem gayrı.

Ne gam bunda bana bin kez ölürsem,
Orda ölüm olmaz, ölmezem gayrı.

Yansın canım, yansın aşkın oduna,
Aksın kanlı yaşım, silmezem gayrı.

Göyündüm aşk ile ta kül olunca,
Boyandım rengine, solmazam gayrı.

Beni irşad eden mürşidi kâmil,
Yeter, bir el daha almazam gayrı.

Varlığım yokluğa değişmişim ben,
Bugün cana başa kalmazam gayrı.

Fenadan bâkîye göç eder olduk,
Yöneldim şol yola, dönmezem gayrı.

Muhabbet bahrının gavvası oldum,
Gerekmez, Ceyhun'a dalmazam gayrı.

Dilerim fazlından ayırmayasın,
Tanrım, senden özge sevmezem gayrı.

Söyler aşık dilinden bunu Yunus,
Eğer aşık isem, ölmezem gayrı.

Yunus Emre


Bekle desem,dünyanın bir ucunda beni bekler misin ?
Denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun ?
Karanlık bastırdığında deniz fenerim, 
Hava açınca yıldızlarım olur musun;
Bulutlar gögü kapladığında pusulam ?
Mihengim, turnuso kağıdım olur musun ?
Yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim ?
Kapılar kapandığında kapım,  yollar aşındığı vakit yolum,
Saklanmak istesem duvarım olur musun?
Özgürlüğüm ve mapusanem ?
Üşürsem evim olur musun ? Yorganım, ana kucağım ?
Çölüm de vaha olur musun ? Vahamda hurma ağacım ?
Dağın tavşanı, çölün ceylanı, gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi benim bağrına basar
mısın ?
Sak Sak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın
bana ?
Gitmek istersem kanatlarım olur musun ? kalmak istersem ayağımda prangam ?
Hurilerim olur musun ? kudret helvam ve bıldırcınım ?
Soğanda sarımsakta gözüm yok, tih çölü sürgününde gözüm yok.
Ateş almaya gidersem,  kırık vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur
musun ?
Kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam,
Bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin ?
Ot bitmeyen bir vadide yalnızca Allah’a emanet edip gidersem,
Sen de beni kınamaksızın O’na güvenir ve say eder misin ?
Ümidimi kaybettiğim anda ümidim,  neşemi kaybettiğim zamanlarda coşkum,
Kalbim işgale uğrarsam halaskarım ve rehberim olur musun ?
Arkadaşım, yoldaşım,  sırdaşım,  enisim, huzurum, sürurum, nurum, zinnetim, nimetim,
Cennetim olur musun ? 

Karadayı Dizisinde 61. Bölümde Veda Busesi Bende Bilirdim Gitmeyi Şiiri

Bende Bilirdim Gitmeyi..

Beş kuruş parayada gerek kalmadan hemde
adımlarımı sayarak ellerim cebimde
öyle giderdim..
yazdığım her şiir sana çıkıyor.
okuduğum kitaplardaki satır başları. altını çizdiğim cümleler
inanmicaksın belki kitabın adıyla ve yazarıyla seninki aynı..
dedimya bende bilirdim gitmeyi.
bir çayın demine bırakıyorum simdi senden kalanları.
sigaramın dumanı.
dinlediğim her şarkı.
içtiğim çay.
içine tükürdüğüm bu içimdeki sancı..

ne değişti mesela ?
numaran ve ben hariç ..
adın geçtiğinde amaan boşver deyip yumruğumu sıktığımıda bilirim ben..
hazan baharda diye anlatmıştı şairler.
ağustosa kar yağdı oysa bugün
tam nokta koyacaktım ki sana dair şiirime.
gözlerin geldi aklıma yine karaladım bişeyler işte..
susma..
 bişey söyle
türlü bahaneler işde kandırdım de konuş.
bir yalanlık hatrım yokmu nazarında.
bitti de küfret vur kır ulan bardakları, yak bu şehri
niye varsın her şiirde ?
niye tüm şarkılar sana yazılmış ?
söyle…

dedimya ulan bende bilirdim gitmeyide . sana kıyamadım işde
hem düşündüm ki zahmet edip bavulunu toplamıs ve yorulmussun.
yani diyeceğim o ki terli terli terketme beni sevgilim.
hasta olursun..


        

Anılar Defterinde Gül Yaprağı
Gibi Unutuldum Kurudum
Başıma Düştü Sevda Ağı
Bir Başıma Tenhalarda Kahroldum.
Sen Kimbilir Rüzgarlı Eteklerinle Kimbilir
Hangi İklimdesin
Ben Sensiz Bu Sessizlikle
Deliler Gibiyim
Sensiz Bu Sessizlikle.

Ayrılıkla Başım Belada
Gözlerini Çevir Gözlerime

Yoksa Ben
Sensiz Bu Sessizlikle
Deli Gibiyim
Sensiz Bu Sensizlikle.

Cahit Zarifoğlu

İŞARET ÇOCUKLARI
Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları

Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş

Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Nenelerinin koyduğu avuç taslarına


Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleşirdi erkekler

Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonra yıkanırdı

Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline

Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazandığı adları

Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere

Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu

Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyuyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim.

Cahit Zarifoğlu




Bir Şehidin Son Mektubu

Sevgili kardeşim,
Bu gece rüyamda beni vurmuşlardı,
Cenneti gördüm, cenneti gördüm.
Arkamdan ağlıyordunuz, TÜRKİYE ağlıyordu.
Babam Vatan sağ olsun, diyordu;
Anam karalar bağlıyordu...
Komutanım ay yıldızlı bayağı vermişti elime,
Yürü aslanım diyordu.
Cennet kapıları aralanmıştı,
Ben gülüyordum.
Ben gülüyordum.
Ölüm gülerek karşılanır mı?
Ben karşılıyordum.

Ah kardeşim, ahh,
Beni kimler vuruyordu; biliyor musun?
Bu ülkenin ekmeğini yemiş,
Havasını solumuş,
Aynı okulu, aynı sırayı paylaştığımız,
Ekmeği ortadan bölüp verdiğimiz,
Beyni yıkanmış, Vatan haini
Üç beş çapulcu..
Benim zoruma bu gidiyordu;
Benim zoruma bu gidiyordu...
Kabullenemiyordum bir türlü,
Aklım almıyordu.
Aklım almıyordu...
Onları bu hallere düşürenlere naletler okuyordum!!!!
Naletler okuyordum!!!!


Gazeteler manşetten vermiş şahadetimi,
Sen teröre naletler yağdırıyordun,
Gizleyememiştin gözyaşlarını,
Sen ağlıyordun,TÜRKİYE ağlıyordu.
Ben ağlamayın diyordum;
Bu vatanı sevin,
Bu vatana sahip çıkın
Bu vatana binlerce can feda,
Binlerce can feda....




ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım


ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım


akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım


YILDIZLAR ÜSTLERİNDE
Orda şehitler Afgan
Derler ki gel iman armağanıyla boyan

Kan sancağı
Cennet sedirlerinin basamağı

Yanlarında savaş atlarının cezbesi
Her biri islâm ocaklarının gözbebeği

Fidan gibi
Demir yapılı çocuklar şehit fideliği

Serinliği koşuyor nehirlerinin cennet
Bildikleri yalnız emret! emret!

Bir dalga ki
okyanus yavrusu

bir dalga
bedir`den besli

mübarek kalblerinde
fatma ve meral isimleri

bir uçlarından yaktılar mı
kağıt gibi tanklar

elbet şehitler
kırmızı ışıklar çelik ışıklar

bu renkler bu renkler
kaslar kayalara çalınmış gibi

dil uçlarında ünlü ruhlar
analar dualar dualar

bir gül açtı şöyle bir gül açtı: besmele
baskın emri rehber`in emrinde

bu kalkış gece akınına
yatsı geliyor aralarına

menekşe soluklarıyla
önlerinde diz kırıyor gece

yıldızlar üstlerinde
bakışlar kırpışırlar dikkat içinde

+ bir omuzun delinmiş
heryana hâlâ dağlar düşüyor

gözkapakların gittikçe ağır
damarlarında sanki bir fil kalabalığı

yaran sıcak ve buğulu ateşleriyle
alıyor gövdeni içine

başında bir mücahit dost nöbette
sanki dünya sanki kainat tehlikede

orda şehitler Afgan
aşk adı cennet sedirlerinin basamağı

Cahit Zarifoğlu ( Yedi Güzel Adam )

ONUN İÇİN
Dün kalabalıkta
Sevmekten yorulmaktayım
Yalpalayan bir sarhoş var
Şimşek vuruyor onu bir çırpıda
Seçip vuruyor
Fırtına çevreği de onu buluyor emiyor
Yılışık nemli bir şehvete arzulanıyor
Bahar ayartıyor onu
Köprüde insanlardan yükselen buhar
Camların çiğneyip salonlara kustuğu sıcaklık
Sevmek yapışkan insan teri
İnsan kılı memesi kokarak
Kollarını eklemlerini yalıyor senin

ve şimdi aşkın evinde
iki yabancı insan
misina tutmaktan tuzlu sudan

birbirini duyamaz olmuş iki parmak gibi yatıyor
İstanbulda Suadiye mezarlığında
Yorgun uzman bir kalp

Kimbilir hangi kanlarda akıyor gövdemiz
Kimbilir kimin damarlarında hızlandırıyor sözlerim
Bir bohça aranır çağırır üfürür - sıcak ve tüterek
Irmak denize boşaltır dağlardan kaçırdıklarını

Atın birden nalları dökülür - delice koşarken yine de
Bilki şöminenin içinden
Yanmış kül olmuş yine de
Seni gözlemekteyim

Bir kadın bir baş kesiyor gördüklerim
Bir kadın kendiyle oynuyor
Kendine ve çocuklarına parçalanarak
Soğuk sıcak yanıp donarak
Dar koridorda yay gibi vınlar
Ve duşa varamadan
Ufak kırmızı lambadan erlikler yağar
Bir göz bir çağırma bir dur akar

Geri dön azarlandın
Koltuğa otur şöminenin içine bak
Şimdi hızlan ve hızlandır

Sevmek de Yorulur
Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım
Bana bunu sessizce anlatıyorlardı
Bir yerde onların yönlerinden
alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki
bulvarların geceye vurdukları
çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan
bir sürü alışkanlıklar taşıyan
insanlığımızı gülüşü yalnızlar çarşısında
çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin
başkası sevsin diye en seçkin yerine
bir şal gezdirirdi
İnsanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlarla

Bir sen varsın hep saçların ağzın
Bir merdiven hücresinde
uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem
seni sonsuz gelişinle
saçından tanıyor gülüşünden kaçıyor
eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman
uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi
Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle
davranılmaz üstünde durulmaz
hiçbir tüfeğe gelmez bir kekliksem

Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde
durmuş ki bakışın boynun bozgun
üstünden bir nehir geçer gibi
ya gecedir ondan ya bulanık sudan
bir hasta gibi ağrımaktasın

Gelişini aldım onu nasıl harcadım
Denizden bunalıp okyanusa
Selâm çakan vapurun
Sevindik adımına birden parka çekildik
Ve birden nasıl bayram bıyıklı
Bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla
Eğip başını içlerimden gittiğin zaman
Uzağa bir yolcuya çıkar gibi

Selini üstüme çektin önce
camdan bir mektup dolabının
üstüste sayısız koridorunu yüzüme yakın
başını duvara değdirmiş bir benzetişle
josef ka benzeri bir bakışındı
ya da konuşmayı kesip aman sen
öyle bir gittin ki benimle

Piknik beni sana verdi önce
Gelişen güneş yalnızlıktan bir göze
Eski ellerin
Ve çağlarınla bir şeye uzanmış etin
Ve hançerinle zamana saf durmuş
Son gidişindir bu

Bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden
Biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle
zaten hangisi kavak zürafası değil
biri bütün yan odaları bekler
kuşkulu geçer camlardan
ve bırakır yerini bir koridor bekçisine

Haydi sen bütün onlara git benimle
Son sigaramdın
Gidişin antinikotin
Birden bir şey mutlu eşit piyano çalıyor
Elleri iki çeşit durgun
Gerçi çıkmıyor gelenlerin karanlığa duranların
Suya inen sesleri

Tam şimdi denizinle
bir çakıl taşına yaklaşıyor
kuma çok yakın bütün kesitlerinle
bakıyor ve bunalıyorsun


Tam şimdi ipe koşan
beni elleriyle alkışlayan
ağrıyan bir gün geliyor

Cahit Zarifoğlu ( Yedi Güzel Adam )


Nerede Bulabilsem Seni
Yetişip dizüstü düşebilsem eteklerine
Karanlık basmadan
dünyayı kapatan karanlık
Elimizde kılınç
ben ince işler ustası musa
kardeşim ya ki heybem
değişince kubbeli evim
girdabım -
tövbem
kapımın önünde akan ırmak
en zengin denizcisi incilerin -
uzak şarklara yollanan elçilerin

Kelimeler
okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde
ağzımıza boşalttı onca sözden
Birinin heybeti ve lezzetinden
Damağımız çatlamakta

ya ani karanlık
`inanana rahmet
inançsıza esef` olan

(Hiçistanda
Bir rüzgâr belirmiş
Kulağımıza gelir-
Bir ey muhalif rüzgâr ki oyropeiş örneği
Hafifçe terli bedenin krondeli
Göz dikmiş duyduk ki
Meni yataklara bile)

Japonya büyür büyür bir gün
Toprağını denize yayarak
Peygamber sözüne ordan hizmet olur/

Kucak açanlar kadar geniş istekli
Göçüp gelenler kadar hafif
az`la doyan yük olmadan

Ve başlar
Kimin yüreği daha yüce yarışı
Musa kardeşim ağlamaktan mı
Okumaktan az uyumaktan mı
Kan gölü gözlerin

Her an karanlığını giyinecek gibisin
Ne kadar uzun sürüyor
Ta içinden gözlerine gelmesi dikkatin

Karnın ne kadar küçük ve içerde
İnce belin-
Fazla kabarık değil kemiklerinden etlerin
Biliyorum ancak sen
Bu kadarla yetindikçe ve ekmeği
Böyle mübarek tutukça
doyar karnı çinin hindistanın amerikanın
Sen olabilirsin çaresi

Su içinde susuzluk hissinden ölen kimselerin
Musa kardeşim haya`dan mı
boyuna posuna güzelliğine rağmen
hafifçe kıvrık omuzların
hafifçe eğik başın
Hele terazi tutuşun
zarif
sapasağlam
ve artık
en insansız çölde
tek başına kalsa bile
eğilmezken adalen bile
yine de
Bir nebzesini yutsa yüreğindeki tartarkenki dikkatin
İkiye yarılır bir su aygırı

Ve çocuklar tuz yalarken çocuk avuçlarından
NEREDE BULABİLSEM SENİ
Baba bıçağını ağır ağır çekerken
YETİŞİP
Ana dalgın ve Su dibinde yürür gibi
DİZÜSTÜ DÜŞSEM ETEKLERİNE
Ana dalgın ve su dibinde yürür gibi
üzüm tiyekleri ceylan dolu etekleri
1
Çocuklar
Kurtulamazlar yanaklarına konan yaradan
Olmadık anda bırakılırlar
Sonra
Nice sonra
Hatta bazen karanlıklarına uzanırlarken kadar sonra
Üzerinde gözyaşı izleri
Senelerin izleri ile yol yol kalmış yanakları
Mahzun yayılır
Ancak görünür güzel dişleri

Ve `kuşlar da kaderle uçar`

Cahit Zarifoğlu ( Yedi Güzel Adam )

Mavi Gök Orda Mı
Bakıyorsun kuşlar
Hazır
Sokak lambaları yanık unutulmuş
Bir Kadıköy vapuru hınca hınç insan
Çok geçmeyecek
Martılar beyhude turlar atacak
Kıyılar lağım konserve kutuları
Mısır koçanları

Sevgi aranabilir yine
Korkusuzca say koskoca kederlerini
Bir kuyu bulunabilir

Aklımdan çıkmıyorsun
Sen hâlâ dizüstü
Bunca anıyı besleyerek
Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
Görür gibi olarak açıp baktığımı
Bense şöyle diyorum:
Buradan bir acı kanamış boyuna

Kuşlar hazır
Öncü havalanmak üzre
Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
O vapur hâlâ hınca hınç
Kimbilir her biri hangi dünyaya sağır
Çok geçmez aradan

Kadınlar kapı önlerinde
Ellerinde meşalelerle
Aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları
Yorgun bir sarıyla ben de
Geçeceğim önlerinden

Aklımdan çıkmıyorsun dedim
Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
Telefonlar yan hücrede çalışıyor
Bense kurşunî bir dere
Ağaçlar hayvanlar bile kaygılı
Onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar açılarak
Yapyaşlı bir rum kadın
Her şeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı
Haydi koşayım diyorum belki dağılır
Koşuyorum
Sancağımda kendi rüzgârımla ölgün kıpırtılar
Hayır daha sevgili daha sevimli değil
Ne başka bir gün ne başka bir zaman

Çok geçmeyecek aradan
Şöyle diyeceğim:
Bulutlar açmadı
Mavi gök orda mı

Cahit Zarifoğlu ( Yedi Güzel Adam)

Kanat Kaparken
Kalıcı keser hammaddesi insan sahrası
Keser düzeltir ve yoluna verir
Upuzun yakıcı dili eski enli kelimelerin
İncelip ağırlaşarak çelik
İnce uçlarına doğru
Akıl almaz hızlanışlarla
Arka arkaya varışlarla
Yanağını yere koyup ağlıyan insanın kalbine yayılır
Karşı koyanı batırır basar geçer
Ne sağlam bırakır ne gelecek bırakır
Keser kılıç ağaç dalında asılıyken bile
Kabzadan alır rüzgarını
At biner gibi oturur et kemik içine
Kalbimiz iki parmağın arasında olana
Yöneldik kapısına
Safkan
Mahcub ve müştak
Kan Ve Toprak İçinde Yatırma Beni

Cahit Zarifoğlu ( Yedi Güzel Adam )

İSTANBUL
Bir tohumdan daha az değil
Fatihin büyük güvercin kanatları
Meleklerin sık aralıklarla
Dokunduğu toprak
Güzel buyruklar
Gürbüz havalar
Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergahlar
Dinler gibi nabzını
Yeni doğan çocukların
Yamaçlarda mezarlıklar
Sever gibi bazıları
Açık havada gömülmeyi
Çocuklar Topkapıda
Sedef kabzalı kılıçlar ellerinde
Rahlelerde Kur'an
Tefsir
Arapça
Farsça
Dikkatle önünü iliklemede
Padişah ve şehzade
Açılıyor dev bir kapı
Dikiliyor dev gibi bir sütun
Sütun başı sütun ayağı
Dibinde dilek şikayet sahipleri
Birer gürz gibi sağ ellerinde
İradeleri
Bir ellerinde arzuhalleri
Oğullarım
Dikkat edin
Hak yemeyin
Oğullarım
Mümkündür
Topal bir karınca
Mihnettir
Oğullarım
Mümkündür ki
Bir baş kesilir avluda
Akın, akan kanla
Cihangir
Taş yokuşlar
Eyüp
Sıla sıla Medine
Acı
Bu tortu
Karartır camları
Yorar küpleri
En berrak sular bile
Ve kapanıyor saray kapısı
Saklanıyor
Sarı sarı altınlar
Korkup
Şimdi birden Eminönü kalabalığı
Kimseyi tanımazsın
Kıyafetinden
Yüz çizgisinden
Katil efendi
Hırsız baş köşede
Haksız haklı
Şer belalı
Örtünmüş güneş
Çoktandır, yüzü nerde
Ya o ay
Kara bir zıbın biçmiş kendine
Bir düş
O buyruk
Şefaat
Gürbüz hava
O güzelleri İstanbulun
Dönüyor demir teker

Cahit Zarifoğlu ( Yedi Güzel Adam )

Güzelcin 
Koşu koşuver nar gözlüm
Yuvarlak biçimli ayakların
Küheylan kolanı gibi kuşağın
Gürbüz kalçalarının üzerinde
Koştur azaplardan kaçalım
Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
Bir söze iki gülüş bir öpücük
İki bedeni birbirine katalım
Ruhsatlım sevdamsın beri gel
Kanın höpürtülü başın dik
O seven yuyan bakışınla
İçimi yu mermer döşegel
Dorukta yeni ay ince işaret
Geceye bir şey olmaz gayri
Ne kem gözler gizlenir karanlığa
Ne evin sevincinden korkan bulunur
Asmalarda güneş ve çocuklarımız
Çardakta ıslak ve ekşi uyur
Bacın bazlama yağlasın sahan
Mutluyuz tüm dünyaya duyur

Cahit Zarifoğlu  ( Yedi Güzel Adam )

Sen Kuş Olur Gidersin Bir Trenle 
Uzun bir geçmişimiz var
Hiç yorulmadan
En azından bir kere
eğlenceli beşik
ha biz varız
ha biz maskeli balo
Saygıya durup üstün bir gecede
Bir sır payı katlayıp
sade bir kahveden
Keyifsiz bir detayın hükmüyle
ha biz yokuz
ha biz seferde
Ya bu kez ölenleri görmeliysek
Ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
Parka dolalım
Park bizi alır önce
Seyrimizden bir sabah kazanır
Eğri fakat daha çok eğrilmez bir şöförle
Sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
Oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.

Cahit Zarifoğlu ( Yedi Güzel Adam )

Arama Yap

Sponsor

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Yükleniyor...